ÇOCUK, OYUN VE MİMARLIK
Çocuk, bebeklik ve yetişkinlik evresi arasındaki insan olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk döneminde öğrenme, anlama, kavrama gibi birçok beceri gelişime açıktır. Bebeklik döneminde, etrafında olan olayları gören ve taklit eden birey, artık olaylar üzerinden kendi düşünsel dünyasını oluşturmaktadır. Hızla gelişimini sürdüren çocuk, temel öğrenmelerinin çoğunu oyun ile kazanır. Gelişim evresindeki birey üzerinde oyunun önemi azımsanamayacak kadar büyüktür. Çocuk oyunları, içerisinde her çocuğa ait anı ve anlam barındıran kurgulardır.
Çocuk oyun ve oyuncakları, çağa göre değişkenlik gösterebilmektedir. Kaybolan oyunlar olduğu gibi, değişen zamana inat varlığını sürdüren oyunlar da bulunmaktadır. Mimarlık lisans eğitimim döneminde, “Çocuk Oyunları Müzesi ve Oyun Evi” konulu bir proje çalışmasında yer almıştım. 2009 yılında içinde yer aldığımız proje kapsamında yapılan ön araştırmalarda, yöresel oyunların, yöresel kültür ile birlikte değişkenlik gösteren kavramlar olduğu ile karşılaştık. Kaybolmuş veya kaybolmaya yüz tutmuş çocuk oyunlarının sayıca ne kadar fazla olduğunu gördük. Bu aşamada, çocuk oyunları müzesi tanımının neden oluşturulduğu tam anlamıyla zihnimize yerleşti. Babamızın ağaç dallarından yaptığı çelik-çomakla oynadığı oyunu bizler görmüş veya bir şekilde işitmiştik. Belki bizim çocuğumuz bu oyunu hiç bir zaman oynamayacaktı. Buradaki amaç, çocuk oyunlarının kültürel miras olarak gelecek nesillere aktarılması, bir yandan sürdürülebilirliğinin sağlanmasıydı.
Projenin tasarım aşamasına geçtiğimizde ise, işin farklı bir boyutu ile karşılaşmıştık. Çocuklar için bir oyun evi tasarlamak. Yani çocuğun, ucu bucağı olmayan hayal gücüne ev sahipliği yapacak alanlar oluşturmak. Çocuk-oyun-mimarlık üçgeninde farklı tasarım felsefeleri oluşturduk. Tasarımlarda ortaya çıkardığımız en temel amaç; çocuğun hayal gücünü sınırlamamaktı. Çünkü çocuk kendi oyununu ve alanını kendi hayal gücü ile tanımlamalıdır. Çocuk gözüyle baktığımızda büyük, ezici kütleler olan binalar, yüksek duvarlar korkutucu birer öğe kimliğine bürünebileceğinden yatayda yerleşmiş şeffaf kütleler tasarlanmalıdır. Yapı yoğunluğu en aza indirilerek, doğa ile iç içe yeşilin hakim olduğu alanlar oluşturulmalıdır.
Neticede lisans eğitim projesi kapsamında yapılan çalışmalar ödüllendirilerek arşivlerimize kayıtlandı. Proje sürecinde yaptığımız araştırmalar, bize çocuk, oyun ve mimarlığın aslında ne kadar iç içe olduğunu gösterdi. Yetişkinler olarak, çocukların hayal gücünü desteklemeli, oyun oynamalarını teşvik edici olanaklar sağlamalıyız.





















