CHP ve STK’lar Cumhuriyet Meydanında Buluştu
Cumhuriyet Halk Partisi, Vatan Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Kadınlar Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği çelenkleri anıta sunuldu. Saygı duruşunun yapılmasının ardından İstiklal Marşı okundu.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmalar kısmında CHP İlçe Başkanı Av. Ali Özgür Kullukçu Ak Parti iktidarını eleştirdi. Kullukçu konuşmasında; “Bundan 94 yıl önce huzurunda bulunduğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında, 26 Ağustos’ta başlamış Büyük Taarruzun neticesinde bir zafer kazanılmış ve kazanılan zafer genç Türkiye Cumhuriyeti’nin adeta temeli olmuştur. Gazi Mustafa Kemal ve Silah arkadaşlarınız şehitlerimizi anıyoruz. Memleketimiz 14 yıldır bir iktidar tarafından yönetiliyor. O iktidar ki 15 Temmuz sürecinde Türkiye’ye darbe yapmaya teşebbüs edenlerin kol kola yürüdüğü bir iktidar. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi; “kandırıldık, milletimizden özür diliyoruz, hata ettik” şeklinde kullanılan sözler. Ne yazık ki bu gemi lafla yürümüyor. Ülkemizin başında bulunan Cumhurbaşkanı bu birlikteliği 10. Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin bitiminden sonra adeta 3’lü kararnamelerle devletin en önemli noktalarına yerleştirdikleri ve şimdi temizlemeye çalıştıkları bu şahsiyetleri kim o noktalara getirdi. O kararnamelerin altında kimlerin imzası vardı. Dönemin Cumhurbaşkanı AKP’nin önceki Başkanı ve Dışişleri bakanı değil miydi? İçişleri Bakanı Efkan Ala ifade ediyor. “Ben göreve başladığımda 81 İl Emniyet Müdürlerinin 74’ü Fetullahçıydı diyebiliyor. Peki, sen göreve başlamadan önce hangi iktidar o kişileri oraya yerleştirdi. Onun sorumlusu suçlu değimli. Bu işin en önemli sorumlusu şu an Cumhurbaşkanlığı yapan zattır. Fethullah Gülen cemaatiyle bu yapmış oldukları işbirliği Türkiye Cumhuriyetinin temeline dinamit koymuştur. 15 Temmuz sürecinde bir kısmının fitil aldığını gördük. Tamamının fitil aldığını söylemek mümkün değil. Bu kişileri o noktalara getirenlerden, o kararnamelere imza atanlardan kimler hesap soracak. O dönemin iktidarına karşı hesap sormak için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, CHP Fethiye İlçe Başkanı olarak ve hukukçu olarak ihbarda bulunuyorum. Hepimizin uyanık olması lazım. CHP darbeden en çok etkilenen bir partidir. CHP olarak cumhuriyeti kuran parti olarak bu görevimizi yerine getiriyoruz. En yakın seçin 2019 gözüküyor. O tarihte halkımızın bu süreçte nasıl hıyanet içinde olanları görüp değerlendireceğini düşünüyorum. Halkımız gereğini yapar.15 Temmuz ancak CHP’nin iktidar olduğu bir ortamda atlatılır.”ifadelerini kullandı.
“Fethiye’deki Korku İmparatorluğu 2019’da Bitecek”
CHP İlçe Başkanı Av. Ali Özgür Kullukçu, “Fethiye’de ne yazık ki bir korku sinmişlik mevcut. Ne yazık ki yerel iktidar sahiplerinin Fethiyelilere dayatmış olduğu her türlü odanın her tülü meslek kuruluşunun sivil toplumun içine yerleşip, tek adam hükümranlığını kontrol edebilme gücünü 2019 yerel seçimlerinde hep birlikte göstereceğiz. Umarım 2019’da özgür Fethiye’yi hep birlikte kurarız.”dedi.
Selvi; “Türkiye Cumhuriyeti Tehlike Altındadır.”
Vatan Partisi adına konuşan Selçuk Selvi; “30 Ağustos’umuz olmasa bugün Cumhuriyetimiz olmayacak. Türkiye Cumhuriyeti tehlike altındadır. Bölücü gerici faaliyetlerin odağı olmuş durumdayız. Sevr anlaşmaları tekrar masaya yatırılmıştır. Askeri kalkışmanın ardından temizlik başlamış Suriye’de açılmak istenen büyük İsrail projesinin hayata geçmemesi için mevcut yapılan operasyonları da destekliyoruz.” dedi.
Topçu; “30 Ağustos’tan 94 Yıl Sonra Yine Kazanacağız”
Atatürkçü Düşünce Derneği Fethiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Haydar Murat Topçu yaptığı konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Zaferin 2. yıldönümünde, zaferin kazanıldığı Dumlupınar’da yaptığı konuşmadan da örnekler verdi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Fethiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Haydar Murat Topçu; “Meydan muharebesi, sadece karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Ulusların çarpışmasıdır. Meydan muharebesi, ulusların tüm varlıklarıyla, bilim ve fen alanındaki düzeyleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısacası tüm maddi ve manevi güç ve erdemleriyle her türlü araçlarıyla çarpıştıkları sınav alanıdır.”
Büyük Zaferin 2. yıldönümünde, zaferin kazanıldığı Dumlupınar’da yaptığı konuşmada ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk 94 yıl önceki başarımızı böyle anlatıyor. Birinci Paylaşım Savaşı sonrası dayatılan Sevr Anlaşmasını tanımayarak Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kutsal bir mücadeleye giren Türk ulusunun, zaferini ilan ettiği andan itibaren ülkemizi yağmalama girişimleri hüsranla sonuçlanan emperyalistler, bu yenilgilerinin öcünü alma girişimlerine hiç ara vermediler. Nitekim Büyük Zaferi tescil eden Lozan Antlaşması sonrası Lord Curzon İsmet Paşaya bu emelini açık bir şekilde ifade etti. 15 Mayıs 1919 günü İzmir limanında kukla askerlerin üniformalarıyla başlayıp 9 Eylül 1922 tarihinde yine İzmir’de noktalanan macera artık başka araçlar kullanılarak sürecekti. Tekelleri, banka ve sigorta şirketleri, ajanları, TV kanalları, akıl hocaları, işbirlikçileri yeni savaşın araçları olacaktı. Türk ulusu “tüm varlıklarıyla, bilim ve fen alanındaki düzeyleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısacası tüm maddi ve manevi güç ve erdemleriyle” yeni ve bitmez tükenmez bir saldırıya hedef olacaktı.
Bu tehlikeyi çok iyi bilen Atatürk “ Bundan sonra çok önemli zaferlere kavuşacağız. Ama bu zaferler süngü zaferleri değil, iktisat, bilim ve kültür zaferleri olacaktır” diyecek ve devrimleri gerçekleştirecek, devrimlerini Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku’nda açıkça belirttiği gibi gençliğe emanet edecekti. Doğaldır ki emperyalizmin hedefinde de devrimlerimiz, ulusal bağımsızlığımız ve çağdaş laik cumhuriyetimiz olacaktı.
Ne acıdır ki 66 yıldır “dahili ve harici bedhahlar” aracılığı ile her geçen gün adım adım hedeflerine yaklaştılar. Bu sinsi saldırı 14 yıldır açıkça ilan edilerek “bütün kalelerimize” girilmesi noktasına getirildi. Şimdilerde “inlerine gireceğiz” diye yırtınanlar “ne istedilerse verdiler”. Sonuçta 30 Ağustos’un muzaffer ordusunun içine sızdırılmış hainleriyle Türk ordusuna darbe yapıp binlerce yıllık ordu geleneklerimizi yıktılar. Türk askerinin kafasına çuval geçirilmesine ses çıkarılmayarak atılan ilk adımlar, Silivri zindanına onlarca general, yüzlerce subayın doldurulması, yüzlerce şerefli subayın casusluk suçlaması ile yargılandığı sırada kozmik odalarına girilmesiyle sürdü.
Sonuçta ihanetin hangi boyutlara ulaştığını 15 Temmuz 2016 gecesi acı bir şekilde yaşadık. Ne var ki fatura içten çökertilmiş ordumuza çıkartılırken yüzlerce yıllık askeri okullar kapatıldı. Komuta kademesi dağıtıldı. Kafaya çuval geçirilmesine sessiz kalmayla çıkılan yol, GATA’da başına türban geçirilmiş başhekime sessiz kalınmasına kadar geldi.
“Şeyhler, dervişler, mensuplar” ülkesi olmayacağımıza inanırken, silahlı kuvvetlerimizin, adalet sistemimizin, polisin, eğitimin, sporun ve hayatın her alanının cemaat mensuplarınca ele geçirildiğini, cemaat imamlarınca yönetildiğini acı bir şekilde gördük.
Terörist başına “sayın” denerek çıkılan yol, İmralı üzerinden Oslo’ya ulaştı ve terör örgütünü rahatsız eden yöneticilerin görevden alınması sözleri ve şehirlere doldurulan patlayıcıların görmezden gelinmesi, yüzlerce yurttaşımızın katledilmesi, gencecik polislerimizin ve askerlerimizin al bayrağa sarılı tabutlar içinde yoksul gecekondulara dönmesine ulaştı.
İsrail’e verilmek istenen Suriye sınırı yolgeçen hanına döndürülüp, silahlı çapulcu sürülerine göz yumulurken, İslam adına hareket ettiği söylenen caniler şehirleri kana buladı. Bu canilerle savaşma gerekçesi ile emperyalizmin desteğini alan terör örgütü PYD adıyla Irak sınırından sonra Suriye sınırında da komşumuz oldu.
Büyük zaferden 94 yıl sonra böyle bir tablo ile karşı karşıya olmak acı verici. Daha acısı büyük Atatürk’ün bizleri bu konuda sarsacak şekilde uyarmış olmasına rağmen bu sonuca gelinmesi. Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” politikasını küçümseyip, hatta alay ederek, “komşularla sıfır sorun” politikaları güdenler politik geleceklerini sıfırlamış, “stratejik derinlik” adına Ortadoğu’da emperyalizmin kazdığı çukura düşmüşlerdir.
“Bütün bu ahval ve şerait içinde dahi” umutsuzluğa kapılmıyoruz. Türkiye’nin kaynakları 94 yıl öncekinden çok daha zengin, gençleri daha bilinçli, yetişmiş kadroları daha güçlüdür. Bu zenginlikle yeniden zafere ulaşacağız. Bankalar, fabrikalar, limanlar, santraller, haberleşme, ulaşım, madenler, petroller, yine bizim olacak. Üniversiteler özgürce bilim üretecek. Aziz Sancarlar artık yurt dışına gitmeden de Nobel alacak. İşçilerimiz örgütlü, kadınlarımız özgür, çocuklarımız geleceğe güvenle bakacak.”dedi.
Haber / Foto: Zeynep Olca-Bahadır Konuk







































