CEBE, KESEYE DOKUNMAYAN;
ÖZVERİLİ EMEKLE DE YOĞRULMAMIŞ
ÖRGÜTSEL BAĞ, KOFTUR
Geçen hafta içersindeydi. Evimde tv. karşısına denk gelen çekyatımıza, sizin değişinizle uzun oturmuş, seçili tv kanalını izliyordum. Umduğumu bulamadığımda da kanalları değiştiriyordum. Yazdığım kadar, okumaya düşkünlüğümü de bilirsiniz; hep öyle mi yapıyorsunuz, gibi bir eleştiri gelebileceğini hesap ederek, böyle bir de açıklama yapayım ki, o boyutu es geçmiş olmayayım. İşte öylesi bir akşam saatinde telefonum çaldı. Baktım. Bir dost. Açtım. Selâm sabah… Güncele ilişkin az bir değinme… Araya gülüşmelerimiz de giriyor elbet.
Bu hareket bizim alışıldık yanımız. Ne var ne yok cinsinden de olsa birbirimizi arar sorarız. Olması gereken de zaten böyledir. En azından bizim anlayışımız, yaklaşımımız böyledir.
Sonrasında, dostum, asıl değinmek istediği konuya geçti…
Yana yakıla anlatıverdi… Takvimi belli etkinliklerine, hazırlık amacıyla, yanına aldığı bir arkadaşıyla yola çıkmışlar. Amaçları doğrultusunda ortaya koyduğu o çabası sırasında edindiği izlenimler sonucu üzüldüğünü, bozulduğunu söyledi. Birçok tanıdığından hiç ummadığı yaklaşımlar görmüş. Bizim adamlarda iş yok, diyor, başka bir şey demiyordu.
Zaman zaman benim de dile getirdiğim kanıya geldiğini belirtmeden edemedi. Akşam akşam bana içini dökmüştü. Sonuçta azıcıkta olsa dinginleşebildiyse ne iyi… Yoksa o gece gergin oluşuyla uykuyla da buluşabileceğini sanmıyorum. Belki geç saatte ancak…
Birbirimize iyi dileklerde bulup konuşmayı sonlandıracağımız sıra aklıma geldi; batılı bir göndermeyi kendisine kısaca dillendiriverdim.
ABD’nin New York gibi her türlü hareketin olduğu kentinde, güvenlik örgütüne yeni gereksinimler için çalışan alınacaktır. Bizde de olduğu gibi bir sınav yapılması yoluna gidilir. Beklenildiği üzere sınava çok sayıda başvuru yapılmıştır. Sırayla sözlüye de alınan başvuru sahiplerinden birisine, güvenlik çalışanlarının baş belâsı olan kalabalık göstericiler karşısında, takınacağı tutum merak edilerek, ne yapacağı sorulur; denir ki, “bir kalabalığı nasıl dağıtırsınız”. Güvenlik güçlerinde çalışmak için başvuruda bulunan genç adam, soruya hazırlıklıymış gibi hiç duraksama göstermeden yanıtlar; “Hemen Kilise için yardım toplamaya başlarım efendim”…
Sıkça fıkra dinlemiş, bu konuda da bayağı bir birikim edinmiş birilerinin uydurmasıdır; değildir, tartışmasına girecek değilim; anlatılmak istenen oldukça açıktır; ben, işte o seslendirilen amaca odaklanmak, ilginizi oraya çekmek istiyorum. O yüzden de burada yeri gelmişken yeniden anlatıp ne demek istediğime sözü getirmek istedim. Bu kısa anlamlı göndermeyi (eskiler, kısadan hisse deyiveriyorlar) ben, ara sıra, yeri geldikçe, ortamı gevşetmek ve konunun can alıcı yanına parmak basmak için anlatmaya koyulurum. Güldürü yanım pek olmadığından, ben de, o yönde böyle kısa göndermelere seyrek de olsa konuşmalarımda yer verdiğim oluyor.
Çevremizde yaşadığımız olumsuz gidişata ilişkin türlü türlü, sert, sövgüyle karışık eleştiriler yapıla gelir. Gelgelelim, bütün bunlara pabuç bırakılamaz… Siz, cebinize, kesenize dokunmayan, özveriyle bir emek yoğunluğunu ortaya koymadan, beklentilerinizin karşılığını göremezsiniz. Öyle olunca da sonuçlarına katlanacağınız bir tabloyla yüzleşirsiniz. Davanızı sahiplendiğinizin göstergesi, onu sözlü olarak içtenlikle savunmaya çalıştığınız kadar, o uğurda ne oranda cebinizden, kesenizden harcamaya katlanabildiğinizdir. Kazancınızdan dişe dokunur bir harcamayı göze alamıyorsanız, o özveride bulunamıyorsanız, davaya inancınız da zayıf, beklentiniz de sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.
Seydikemer ilçemiz henüz beldeyken orada kamu görevimin son beş yılını geçirmiştim. İşte orada dostumun bir köylüsü söz konusu bir söyleşimizde şöyle demişti; “Herkes, yazdığı sofraya oturur”.
Daha ne diyebilirim. Özetle anlatmaya çalıştığım da aynısıyla öyledir…
İyi haftalar…





















