ÇAMURA SAPLANIP DÜŞEN YUMURTA TOPUKLAR.- DAVUT FEN
Biz emeklilerin söyleşi ortamlarında anlattıkları da bir başka oluyor. Anılarda kalan öyle yaşanmışlıklar var ki ilginç olmaları karşısında siz de kendinizi elbet tutuveremiyorsunuz. Fişek patlaması gibi bir kahkahayı serbest kılıp salıveriyorsunuz. Karnınız ağrıyıncaya kadar gülmekten kendinizi alamıyorsunuz. Sağlık konusunda yaşadığınız sıkıntılı süreç aklınıza geliverdiğinde de artık kendinizi dizginleme gereği duyuyorsunuz. Çünkü geçirdiğiniz hassas cerrahi işlem boyutu kendinizi kapıp koyuvermemenizi gerektirdiği kanısındasınızdır. O sıkıntınızın yeniden depreşme olasılığını hesaba katmadan olmuyor işte. Yapılan güldürü konusuna bile yeterince katılamıyor; o anın keyfini yeterince çıkartamıyorsunuz. Bizim bu söyleşi ortamlarımızda yaşanılanların olumsuz yanına çokça vurgu yapılır. Siz, her ne kadar başarı öykülerinden yana olsanız da olumsuzluklar boyutuna eklemeler yapmaktan yana olanlarımız hep çoğunluğu oluşturuyorlar. Bende bundan hiç hoşnut olmuyorum.Bizi, özellikle de beni gülmekten kırıp geçiren eğitimci arkadaşımızın o öyküsüne döneyim.İlgili eğitim kurumundan bir eğitimci adayı olarak başarı belgesini alan arkadaşımız, ilçemizden, o genç yaşında yurdumuzun en uç doğu illerinden birine atanır. Okul çıkışları sürecinde, ne bakanlık ilgilileri ne genel müdürlük ileri gelenleri ne de bütün bir dönem ders gördükleri eğitimciler güdülen davayı anarlar. Mesleğin özveri gerektirdiği boyutu yeterince işlenmemiş olacak ki, genç eğitimcileri, o hayal kırıklıkları, hortlak cinliği ile pusulara yatmış uzak yerlerde, dağ başlarında; kırsalda beklemektedirler.
Genç eğitimcilerin, başlangıçta karşılaşacakları güçlükler hesaba katılmamış, sanki onların varlığı bile gündeme gelmemiş gibidir. Gelmiş olsaydı o gencecik eğitimcilere atamaları öncesi ayrıca bir eğitim daha verilmez miydi?
Beni, gülmekten kırıp geçiren arkadaşımız, okul çıkışı sonrası genç bir eğitimci olarak işte o başta belirttiğim doğu ilimize ataması yapılmış. İl içersinde de kırsalda bir köye görevli olarak gönderilmiş. Genç eğitimcimiz yola çıkar. Önce görevlendirildiği köy yönüne giden küçük bir toplu taşıma aracına biner. Aracın en son yolcusu indikten sonra ona da yolun sonuna gelindiği bildirilir. Kendisinin yayan olarak oradan sonra yoluna gitmesi söylenir. Epey daha yolunun olduğu anlaşılır. Genç eğitimcimiz göreve yeni başlayacağı için kendisine bayağı bir çekidüzen vermiş; lacivert takım elbise, beyaz gömlek-kravat, yumurta topuklu, siyah boyalı deri ayakkabılar, çoraplar ile yola çıkmıştır. Alımı çalımı yerindedir. Yanında elbet öteberisini yerleştirip koyduğu çantası da vardır ki, onu arada bir el değiştirerek taşımaktadır. O günün, haftanın yiyeceği de düşünülmüştür. Köylüleri taşıyan araçtan indikten sonra gideceği doğru dürüst bir köy yolunun olmadığı da anlaşılır. Kendisine belki de bıyık altından gülündüğü bile olmuştur. Genç eğitimcimiz, nemli, puslu bir havada, kendisine gösterilen yöne doğru atılır. O güzelim takım elbisesinin, önce pantolon paçaları çamura bulanır. Giderek dizlerine kadar çamura bulanması sürer. Bir ara o yumurta topuklarından birinin olmadığını ayırt eder. Yürümesi aksar. Sonrasında diğer topuğunu da kaybeder. Topuğunun biri bir yerde, bir diğeri de başka bir yerde çamura saplanıp kalmışlardır. Yapışkan çamur onu topuksuz bırakmış.Ben, işte o ara koptum, gülerken gözlerimden yaşlar geldi. Genç eğitimcimiz o üstü başı batmış haliyle, kan ter içinde, içinden söve saya, görevlendirildiği köye ulaşır. Köylülerle ilk karşılaşıverdiği anda onları selamlar. Birlikte söyleşiye oturduklarında genç eğitimcimiz, meramını öyle veya dile gelip anlattıktan sonra bu kez köylülerden biri ön alır, dile gelip konuşur; “İyi hoş da oğlumuz, sen, ne gibi bir günah işledin de yolun buralara düştü?” der. İşte ben de o ara, kendimi yeniden kapıp koyuverdim. Fişek gibi yeni bir kahkaha daha patlattım.
Siz, gelin de kendinizi dizginleyip zapt edin bakalım; dayanabilecek misiniz? Ben, o onarım görmüş kalbim zarar görür; sağlığımdan olurum kaygısıyla güldürü boyutuna özgürce hareket edemedim. Kendimi kısıtladım; çok gülemedim.
İyi haftalar…
Not: 1 Mayıs etkinliğimize geri durup katılmamayı yeğlemiştim. Etkinlik sonrası, beni aralarında göremeyenlerden bayağı bir zılgıt yedim. Beni, ötelerden parmakla gösterip solculuğuma epey bir söz edilmiş. O solculuğumda, davaya olan katkımda sorgulanır olmuş. Oysa benim kasıntı bir dava güdücüsü olmadığım çok açık seçiktir.





















