BİR OKUR, BİR YAZAR – SULTAN ÜNAL
Bursa’da yaşadığım dönemdi. O sıralar kendime bir okuma konsepti belirlemiştim: Seçtiğim bir yazarın tüm kitaplarını kronolojik sırayla okuyordum. 2017 yılının ilkbahar aylarıydı ve hayatımın ruhsal olarak pek de iç açıcı geçmediği bir dönemden geçiyordum. Yalnızlık çekiyor, yoğun tempoma rağmen sık sık sıkılıyordum.
Günlerden bir gün izin günümdü. O sırada Orhan Pamuk kitaplarını okuyordum. Ve sıralamada Masumiyet Müzesi vardı, hatta kitaba yeni başlamıştım. İzin günümün sabahında o günü nasıl değerlendireceğimi bilemezken birden şu soru doğdu zihnimde:
“Yahu ben neden günübirlik İstanbul’a, Masumiyet Müzesi’ne gitmeyeyim ki?”
Hemen toparlandım. Belediye otobüsüyle 2U hattından Mudanya’ya geçtim. Neyse ki oturacak yer buldum ve kitabı okumaya devam ettim. Ardından BUDO feribotuna atladım; yine koltuğuma kurulup okumayı sürdürdüm. Kitabın yarısını çoktan geçmiş, tamamını bitirip müzeyi gezmek istiyordum.
İstanbul’a vardım. Hemen fünikülerle Taksim’e çıktım, oradan yokuş aşağı Çukurcuma’ya yürüdüm. Yerini tespit edip en yakındaki kafeye girdim. Kendime kahve ve kahvaltı söyledim. Kitabın son yüz sayfası kalmıştı. Bir yanım bir an önce bitsin istiyor, diğer yanım ise aynı hazla hiç bitmesin diyordu.
Ben artık hem Kemal’dim hem Füsun. Ve açıkçası Orhan Pamuk’un “Bu hikaye bir kurmacadır” söylemlerine de inanmıyordum. Bana kalırsa gerçekten yaşanmış bir hikayeydi. En azından o anda ben içeride o dünyayı yaşıyordum.
Velhasıl kitabımı bitirdim ve müzeye geçtim.
O kadar heyecanlıydım ki elim ayağım titriyordu. Kitap kollarımın arasındaydı. Son sayfalarında bilet bölümü vardı. Eğer kitabınızla giderseniz ilk giriş ücretsizdi. Görevli mührü bastı. Mührün deseni bile başlı başına tasarımdı; Füsun’un küpesinden esinlenilmişti.
Mekana adım attığınız anda zemindeki kelebek motifi karşılıyor sizi. Sağ tarafta ise Kemal’in sekiz yıl boyunca biriktirdiği sigara izmaritlerinden oluşturulmuş bir yerleştirme vardı. Muazzam… Her bir ayrıntıya mest oluyordum.
Orhan Pamuk’un birden fazla söyleşisini izlemiştim. Birinde müzecilik hakkında şöyle diyordu:
“Bu müzeyi yapmaya karar verdiğimde zaten birçok araştırma yapıyordum. Sonra Avrupa’daki tüm müzeleri gezmeye karar verdim. Hemen hemen hepsine en az bir kez gitmişimdir. Louvre, British Museum… Bunlar zaten anıtsal müzeler. Ama mesela bir ressamın evi vardı; resimleri pek de güzel olmasa da evini öyle bir şiirsellikle müzeye dönüştürmüş ki ne zaman Avrupa’ya gitsem mutlaka uğramak isteyeceğim yerlerden biridir. Ama İran’da bir halı müzesine gidiyorum; dünyanın en güzel halıları var içinde ama müze kurgusu öyle kötü ki eserlerin büyüsü kayboluyor.”
Gerçekten de Pamuk burada anlatmak istediği müzecilik anlayışını Masumiyet Müzesi’nde bana verebilmişti. Elimde kitabı, içimde ilham dolu çıktım o gün müzeden. Ve ben, içeri girerkenki Sultan değildim artık. Bambaşka bir aydınlanmayla çıkmıştım. İçimde harlanmaya fırsat bulamayan o sanatsever Sultan ateşi, o gün o müzede harlandı.
Ve ben tam da o gün, o müzede sanat tarihçi olmaya karar verdim.
Koleksiyonların arasında; işportacılardan, mezatlardan, pazarlardan toplanmış tuzluklar, kalemler, biblolar, saatler… Tek başına sanatsal önemi olmayabilecek küçük objeler öyle bir kurgu ve şiirsellikle bir araya geliyordu ki zihnimde sürekli aynı cümle dönüyordu:
“Ben de yaparım. Ben de yapmak isterim. Ben bunu istiyorum.”
Ve bir karar vermiştim. Sanat tarihi okuyacak ve kendi müzemi açacaktım. Müzemin konusu ise Anadolu’daki kadınların çeyizlikleri olacaktı. Bölge bölge gezip örnekler toplayacak, o el emeklerini, o ince işçiliği bir Çeyiz Müzesi ya da Dantel Müzesi olarak bir araya getirecektim.
Bugün yine bir müzedeyim. Burası bir kitap müzesi. Hayatımı bir dantel gibi örerken bakalım Athena tanrıçamız beni cezalandıracak mı, mükafatlandıracak mı?
Hayatın beni bir kitap müzesine ve kütüphanesinde çalışmaya taşıyan yolculuğu, bir kitapla başlamıştı; hem de bu kitapla.
O yüzden Masumiyet Müzesi’ne ve Orhan Pamuk’a dair hislerimin bende duygusal bir tarafı var. Kitabın kendi konusundan tamamen bağımsız ama sanatın kendi ile olan bağının da tam ortasından.



















