BİR OKUR, BİR YAZAR – SULTAN ÜNAL
KÜÇÜK PRENS
21 Nisan Salı günü Kültür Evi’nde gerçekleşecek olan kitap kulübümüz için ilk kitabımızı birkaç hafta öncesinden seçtik. Bu kitabı seçerken iki nedeni gözettik. İlki, Çocuk Bayramı’na uygun bir başlangıç olması. İkincisi ise hemen hemen her yaştan insanın en az bir kez okumuş ya da hakkında fikir sahibi olduğu bir eser olmasıydı.
Ve ben, her zamanki gibi, didik didik edene kadar içim dışım Küçük Prens olana dek günlerce okudum, yazdım, izledim, dinledim. Yetmedi, inceleme yazılarını okudum. O da yetmedi, yazarın diğer kitaplarına yöneldim. Tam da bugün, bütün bu koşuşturmanın içinde, yaptığım bu araştırmaların arasında kaybolmuş ve hafif bir sinir bozukluğu yaşamaya başlamışken zihnimde bir ışık yandı.
Bunca eylemin içinde, hepsini layıkıyla yaptığımı düşünerek böbürlenirken en önemli şeyi nasıl da atlamışım… Ben, Küçük Prens’in anlattıkları üzerine gerçekten düşünmemiş, felsefesinde derinleşmemişim.
Ulaşmaya çalıştığım o Küçük Prens bilgeliğinin peşinde koşarken, evcilleştirdiğim güllerimi sulamayı unutmuşum. Dışarıda beni bekleyen birkaç iyi tilki dostumun telefonlarına çıkmamışım. Yanıp yanmadığının bile önemi olmayan yanardağlarımı süpürmeyi ihmal etmişim, belki de hepsi toz içinde kaldı.
Bugün bir beyefendi geldi ve kitap kulübü hakkında bilgi almak istedi. Ben de bu oluşumun bir kitap etrafında buluşma olduğunu, zamanla kendi dinamiğini kuracağını, herhangi bir yaş ya da okuma pratiğinin bir kriter olmadığını anlatmaya çalıştım. O da bu düşüncemin doğru olmadığını, her önüne gelenin dahil olmaması gerektiğini ifade ederken; içimde başka bir düşünce daha bir yıldız gibi parladı.
Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ben de ulaştığım her bilgiye aç bir kurt gibi saldırıyorum. Muhtemelen merak eden herkes de böyle yapıyor ve bir noktada bununla gurur duyuyor. Ama o an fark ettim ki, bu kadar kolay ulaştığımız bilgileri hazmedemiyoruz. Zihnimizde, o bilgilerin yerleşip anlam bulacağı alanı çoğu zaman açmıyoruz. Sadece tüketiyoruz. Sürekli, durmaksızın tüketiyoruz. Ama sindiremiyoruz. O bilginin bizi dönüştürmesine, içimizde pişmesine izin vermiyoruz. Ve belki daha da acısı; bu hızlı bilgiye sahip olmayanları dışlıyor, yargılıyor, sınıflandırıyoruz.
Bugün şunu düşündüm: Küçük Prens’i okuyan, seven ve anlayan birinin; yıllar sonra yeniden okuyup bambaşka bir hazla karşılaşabilmesi, tonlarca makale okumaktan daha kıymetli olabilir. Çünkü o küçük deneyimle hayatına anlam katmaya devam ederken, güllerini sulamaya da vakit bulur. Yeni tilki dostluklarına da alan açar.
Belki de asıl erdemli ve bilgeliğe yakın yaşam biçimi tam olarak budur.


















