Bir Hikâyenin Sonu Yeni Bir Hikâyenin Önü
Yaşam, her şeye rağmen devam ederken anın içinde başka bir anları çıkarır karşımıza. Hayatın bazı evrelerinde yer alan hallerdir bu anlar. Sen halden hale geçerken kendini şekilden şekle girmiş bulursun. Bir anda birden fazla iş ile uğraşırken bazı şeyler öne geçer ve geride kalanları bırakmak zorunda kalırsın.
Öncelikler yer alır insanın zihin haritasında. Bunların başında şairin de dediği gibi “bırakmıyor son gördüğüm/ bırakmıyor geçim derdi” gelir. Geçim derdi önceliklerimizi belirler. Bunun yanına abartarak büyüttüğümüz, biz olmazsak onlar olmayacak gibi her anıyla ilgilendiğimiz çocuklar eklenir. Hayatın zikzaklarını onların yaşam çizgisi/alanı belirler. Çocuğu kurstan kursa koştururken kendi dünyana yabancılaşır ve sen,sen olmaktan çıkıp çocuğu istediğin kalıplara sokmanın yarışına katılırsın. Ama kendiniunutarak.
Bütün bunlar yaşanırken tam ucuna geldiğin bir işi bırakıvermek hakikaten insanın içini acıtır. İnsanın içini rahatlatan ise “her işte hayır vardır, hayırlısı olsun” gibi telkin sözleri ile kendini huzurun kollarına bırakmak için sebepler dünyasına yeni sesler eklersin.
Uzatırsın, uzattıkça uzaklaşırsın tutmaya çalıştığın kelimelerden,eserlerden,romanlardan ve Ziya Şakir’den. Aslında şartlar tam oluşsa olmayacak bir şey yok. Yapmak istediğin ile yaptıkların arasında farklılıklar olunca güçlü olan güçsüz olanı alaşağı eder.Bir yanda “ne yapacaksın, zaten mesleğini almışsın, başka işin mi yok sesleri; bir yanda ben yapabilirin nidaları.” Ses olsa da görüntü olmayınca yarıda kalır elinden tuttukların ya da senin elinden tutan olmadığında.
KAPTIRILAN
“Sen benimsin ve ben sana göz nurumu akıttım” değini bir başkasının adı altında görmek ve hatta ona dokunmak…Nasıl olduğunubilmeden elindekilerin bir başkasına yar oluvermesi. O ilerler sen kalakalırsın. Kendince uğraşıp onun peşinden koşarken yanıbaşındakileri unutursun. O ise uzaklaşır senden.“Benimdin sen başkasının olamazsın.”diyemezsin. Öğrencilik haliyle tutuşurikiyüzlülüğün.
Kaptırdıklarını geri alabilir misin bilmiyorum. Ama “yapmak istediklerimi kendi başıma yapmam gerektiğini”yaşayarak öğreneceğini bilirsin. Bunun yanında bir köşede beklemeden atılmayı sanakaptırttıkların öğretir.
Ortaya çıkan bir ürünün/yazının yanında düşülecek notları da suratına yediğim sesten sonra öğrenirsin.Bir anlam bütünlüğüne bürünmüş ve övgüyü kendinde toplamışsözcüklerle yazmalı ve ardı sıra bilim yapmalıydın. Bilim mi film mi diye de hep kendi kendine soracaksın.
KAYBEDİLEN
Olsun diye uğraştığın senin olmayınca kaybediverirsin. Bunca uğraşın geride birkaç hikâyesi olan “an”lar bırakır. Eğer bir şeyin hikâyesi varsa değer kazanır. Sen bu hikâyesinin sonunu okuyucuya bırakırsan o senin adına kaybettiklerini sıralar:
Bir şan ya da bir unvan…
Bu olmadı ise bir makam ya da “Ya bak! Körün oğlu ne olmuş?” sorusunu duymayı/ duyurmayı…
Belki de zamanını… (Sanki yapacak çok işin varmış gibi bir de zamanını diyor okur.)
KAZANILAN
“Kaybettim”diye düşündüklerinin ne olduğunu sorarken aslında kazandıklarına odaklanmak gerekir. En azından ne zamandır bozuk olan telefonunu servise göndermek için kendine zaman ayırırsın.
Rüyalarında seni rahat bırakmayan yapamadıklarının yerini sabah uyandığında normale dönen nabzını kazanırsın.
Ertelediğin ne varsa yapmak için uzun bir zaman dilimi var artık önünde. Sıla-i rahim için ötelediğin ziyaretleri, gitmek isteyip de hep gidilecek zamanlara gelen doğayı, şehrin sıcağında tıkınıp kaldığın günlerin yerine yaylaların serinliğine dokunmayı, her dönem sonlarında tembelliğin eseri olarak biriken ödevlerin son zamanlarında kızdığın çocuklarının yerine onlarla geçireceğin anları kazanırsın.
Bir hikâyeyi yaşarken sonlandırıp yeni bir hikâyeyi yaşamaya başlarsın. Bir son, yeniden yaşama, hayata yeniden tutunma, geride bıraktığın hikâyeyi geçecek yeni bir hikâye yazma arzusu ile dolunca seni yerinde durdurmaz. Bir hikâyenin sonu yeni bir hikâyenin önü oluverir.
Aydın Adnan GÜMÜŞ





















