BİR DARI HİKAYESİ – EBRU OĞUZHAN YETER
Araştırmacı yazar Erhan Ünal, Ekmek Biterken ve Toprak Biterken adlı kitaplarında, küresel tarım politikalarının, gıda sistemlerinin ve tohum üzerindeki denetimin toplumlar üzerindeki etkilerini ele almaktadır.
Bugün dünyanın en büyük mısır üreticileri arasında ABD, Brezilya, Arjantin ve Çin yer almaktadır. ABD, Brezilya ve Arjantin’de ekilen mısırın büyük bir bölümü genetiği değiştirilmiş (GDO) çeşitlerden oluşmaktadır. Bu alanda uzun yıllar faaliyet gösteren Monsanto (günümüzde Bayer bünyesinde) gibi şirketler, özellikle bazı herbisitlere dayanıklı tohumlar geliştirmiş ve bu ürünlerin patentlerini almıştır.
Öte yandan, mısır binlerce yıldır Amerika kıtasının yerli halklarının temel besin kaynaklarından biridir. Özellikle Meksika, sahip olduğu zengin yerel mısır çeşitleriyle dünyanın en önemli genetik miraslarından birini barındırmaktadır. Ancak modern tarım uygulamaları ve tek tip üretimin yaygınlaşması, birçok ülkede geleneksel tohumların azalmasına yönelik kaygıları da beraberinde getirmiştir.
Afrika’nın birçok bölgesinde ise tarım arazilerinin kullanım biçimi değişirken, küçük üreticiler üretimlerini sürdürmek için büyük mücadele vermektedir. Buna rağmen pek çok çiftçi, yerel tohumlarını koruyarak ve geleneksel üretim yöntemlerini yaşatarak kendi tarımsal mirasını gelecek nesillere aktarmaya çalışmaktadır.
Bizim ülkemizde de atalık mısır tohumlarının hâlâ yaşatılıyor olması umut vericidir. Çocukluğumuzun kokusunu taşıyan haşlanmış mısır, közde pişen koçanlar, patlamış mısır ve taş değirmende öğütülen mısır unundan yapılan geleneksel lezzetler, kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Fethiye’mizde onlarca çeşit mısır bulunmakta özellikle Fethiye’li yörüklerin emekleriyle üretilip yaşatılmaktadır.
Yerel tohumların izini sürdükçe birbirinden farklı renklerde, tatlarda ve özelliklerde onlarca mısır çeşidiyle karşılaştık. İşte bizim için gerçek anlamda bir “Darı Hikâyesi” böyle başladı.
Fethiye ve çevresinde elli, hatta yüz yılı aşkın süredir aileler tarafından korunup çoğaltılan çok değerli yerel mısır tohumları hâlâ yaşamaktadır. Bu tohumlar yalnızca bir ürün değil, toprağın, kültürün ve geçmişten bugüne taşınan bilginin emanetidir.
Bir darı tanesini toprağa bırakırsınız; bereket olur, çoğalır. Yaprak verir, koçan olur. İlk misafiri de kuşlardır. Çünkü onlar da bu toprağın, bu doğal döngünün bir parçasıdır. Atalarımızdan kalan bu tohumlar; toprağımızın, kuşlarımızın ve çocuklarımızın ortak mirasıdır.
Yanlış tarım politikaları, kontrolsüz kentleşme, köy yaşamının giderek zayıflaması ve köylerin mahallelere dönüşmesiyle birlikte; tohumlarımızı, toprağımızı, üretim kültürümüzü ve geleneksel beslenme alışkanlıklarımızı kaybetmek üzereyiz.
Çocuklarımızın yerel üretimi tanımasını, mevsiminde yetişen ürünleri tüketmesini ve atalık tohumların değerini öğrenmesini sağlamalıyız. Çünkü biyolojik çeşitliliği korumak, sadece geçmişe değil, geleceğe de sahip çıkmaktır.
Erhan Ünal’ın şu sözleri üzerinde düşünmeye değer:
“Bir ülkenin geleneksel beslenme tarzı, o ülkenin en önemli stratejik güçlerinden biridir. Çünkü bu kültür, yüzyıllar boyunca o topraklarda üretilen ürünler ve o toplumun bilgi birikimiyle şekillenmiştir. Tarımsal üretim ile beslenme kültürü birbirini besler; biri zayıfladığında diğeri de etkilenir.”
Atalık tohumlarımızı, toprağımızı ve geleneksel üretim kültürümüzü koruyalım.
Ebru Oğuzhan Yeter
ErhanÜnal’ın anısına saygıyla…
























