Biat Etmek mi İlkeli Olmak mı ? Ebru Oğuzhan Yeter
Bu topraklarda “biat” ile “ilke” arasındaki farkı en berrak biçimde ortaya koyan lider Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Onun anlayışında sadakat, kişilere değil ilkelere yönelir. Çünkü kişiler gelip geçer; ilkeler ise bir milletin yönünü tayin eden kalıcı pusulalardır.
“Biat kültürü” dediğimiz şey, çoğu zaman sorgulamadan itaat etmeyi, kişinin kendi aklını ve iradesini bir başkasına teslim etmesini ifade eder. Bu kültürde doğrular, ilkelerle değil, otoritenin söylemiyle şekillenir. Dün doğru denilen bugün yanlış olabilir—ama biat eden için bu bir çelişki değil, bir zorunluluktur. İlke kültürü ise tam tersine, kişiden bağımsız bir duruşu temsil eder. Adalet, liyakat, özgürlük gibi değerler; kim dile getirirse getirsin aynı ölçüyle değerlendirilir.
Bağımsızlık da tam bu noktada anlam kazanır. Bağımsızlık yalnızca dış müdahalelere karşı koymak değildir; zihinsel özgürlüğü de kapsar. Kendi kararlarını verebilen, sorgulayabilen ve gerektiğinde itiraz edebilen bir toplum olmadan, siyasal bağımsızlık eksik kalır. Zihinsel bağımsızlığın olmadığı yerde, görünürde bir devlet olsa bile, gerçek anlamda özgür bir milletten söz etmek zordur.
Ulus bilinci ise bu yapının taşıyıcı kolonudur. Ortak değerler, ortak hedefler ve ortak kader duygusu bir toplumu millet yapar. Kurtuluş Savaşı bunun en güçlü örneklerinden biridir. Farklı düşüncelere, farklı koşullara rağmen insanlar ortak bir ilke etrafında birleşebilmiş; bağımsızlık fikrini kişisel çıkarların önüne koyabilmiştir. Bu da bize şunu gösterir: İlke temelli birliktelik, en zor şartlarda bile dağılmaz.
Bugün de benzer bir ayrımın içindeyiz: Bağlılık mı, bağımlılık mı? Bir siyasi yapıya ya da düşünceye bağlı olmak, onu eleştirebilmeyi de içerir. Çünkü bağlılık, gelişimi besler. Seçilmişleri eleştirme hakkını kendinde görmeyen seçmen bağımlıdır. Hataları görmek ve dile getirmek, yapıyı zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Bağımlılık ise eleştiriyi susturur. Kişisel kayıplar korkusu, doğruyu söylemenin önüne geçer. Bu durumda sadakat, ilkelerden çok çıkarlarla ilişkilidir.
Kısacası mesele, kimin yanında durduğumuzdan çok, neyin yanında durduğumuzdur. Eğer pusulamız kişilerse yönümüz sık sık değişir. Ama pusulamız ilkelerse, pusulamız Atatürk ise fırtınalar bile yolumuzu kaybettiremez.
Bir milletin gerçek gücü de tam olarak burada yatar: Değişen şartlara rağmen değişmeyen değerlere sahip olmak. Atatürk ilkelerini araç olarak değil amaç olarak görmek ve yaşatmak.




















