Günümüz diliyle artık bayağı bir yaygınlık kazanmış olan o sözcükle diyecek olursam, benim kankam konumundaki bir arkadaşımla, kafa kafaya verdiğimizde, yukarıda, başlığa taşıdığım ve ilerleyen yazı içeriğimde de açılımını yapmaya çalışacağım konuya zaman zaman girer, akıl yürütmeye çalışırız.
O konu da şudur: Aile kurmada sorumluluk üstlenmek… Biz, örtgütsel bağımız olan dava bileşenlerimiz içinde konuya duyarlılık gösterip kayıtsız kalmayı asla kabüllenmeyen arkadaşlarımızdan oluşacak kişilerin bu boyutta önayak olmalarını umut ederek kendilerini gönüllü olarak görevlendirilmiş saymalarını düşünmekteyiz.
Durup dururken bu konuya girmemin bir nedeni var. O neden de şu; Yakın gelecekte Yerel Genel Seçimlerimizin yapılacak olmasını hesaba katarak seçmen nezdinde içtenliğe dayalığa yeni bir iletişim yolunun da devreye sokulmasının gerekliliği. Burun kıvırıp hemen de ne var bunda demeyin! Benim bu değinmeye çalıştığım konuda, daha düne kadar etkin olan dev bir örgütlenme vardı. O örgütlenmenin ucu bucağının da tümden ortaya çıkarıldığı açıkça belirtilemiyor. İşte o devasa örgütlenme bu değinmeye çalıştığım konuda öylesine bir çalışma içindeydi ki, işin içyüzü iyice ortalığa döküldüğünde amaç için vazgeçilmez olan bağların nasıl kurulduğunu ancak o zaman herkesce açıkça anlaşılmış oldu. Aslında o konudaki gidişatın bizler çoktandır bilincindeydik. O konuda hiç de şaşkınlık içinde olmadık.
İşte o örgütlenme içinde hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmadığı yerde evlilik bağlarının kurulması da çalışma boyutunun içine çekilmiş, örgüt bağı sağlanmış kişilerin önlerine seçenekler de sunularak o yöndeki gidişata da el atılmadan durulmamıştır. Çünkü çok önemlidir.
Varsın biz o kadar da ileri gitmeyelim; konuya insanî açıadan bakalım.
İki yaz dönemidir bulunduğumuz Yaylamızda bir biçimde öğrendim ki, mıntıka olarak bağlı bulunduğumuz mahallemizde(Köyümüzde) sayıları yüz elliyi bulan yaşları çoktan çoluğa çocuğa karışmış olması gereken, evlenememiş erkeklerden söz edilmekte. Giderek bu sayının da artacağı dillendirilmekte.
Merkezin epey bir uzağında olan bizim mıntıkamızda da o kişilerden var. Ben, o bulunduğumuz çevremizde de o türden kişilere denk geldim; “Çoluk çocuk ne yapıyor,” diyerek girdiğim o konuşma içeriğimizde, karşımdaki yetişkin kişinin bekâr olduğunu belirtmesiyle şaşkınlıklar yaşadım. Bu birkaç kez de oldu. Yaşı otuz sekizden tutun da kırklı yaşlara kadar olanına bile rast geldim. Dostlarımıza yer araştırıverirken danışıp neyin nesidir diye soru yöneltiğimiz ilk karşımıza çıkmış ailenin de o gördüğümüz yetişkin oğlunun bile oradan arılıktan sonra bekâr olduğu belirtilmişti.
Sonuçta kem küm ederek de olsa baklayı ağzımdan çıkartmış oldum; böyle bir toplumsal sorunumuz bizlerden çözüm bekliyor. Ben, söz konusu sayıyı duyuna önce inanmak istemedim. Üzerine basa basa konu dillendirilince inanmak zorunda kaldım.
Bazı sayılı da olsa evlenmemiş ileri yaşta hanımlar da gördüm; bazılarını da duydum. Onların sağlık sorunları varmış. Yörenin, evlilik çağına gelen kızları ise okumaya, eğitime yönelince, bir daha geri dönmüyorlarmış. Meslek edinip çalışma yaşamına başlayınca da gittikleri yerlerde evlilik yapıyorlarmış. Erkekler ise aynı çabayı gösteremediklerinden yöre bekârdan geçilmiyormuş.
Bu toplumsal sorunu, iyi tanıdığımız belediye başkan aday adaylarımızdan birine de, ne derece ilgi duyarlar acaba diye, hem o yöndeki merakımı gidermek ve hem de böylesi elle tutulur bir yanı olmayan boyuta ilk tepkilerini ölçmek, test etmek amacıyla, açtım. Yanımıza yöremize konuk olarak uğradıklarında, konuyu yüzyüze açıklıkla dile getirdim; kendilerinin yaklaşımlarını da öylelikle sorgulamış oldum. O da, “Neden olmasın, o konuda da elimizden gelen çabayı gösteririz,” diyerek söze başladılar. Haklı olarak da “Seçildikleri takdirde konuyu ancak ele alabileceklerini,” belirtmişlerdi. O kadarlık ilgileri bile benim için hoştu. O sıra, kendimi, dişe dokunur bir soruna parmak basmış saydım. Sanırım iyi de ettim. Sıra dışı yazardan, kanaatönderinden(!) de böylesi beklenmez mi?
Ben, kendim de “Mahalli İdareler Yönetimi Yüksekokulu(!)” çıkışlı biriyim. O yüzden, tavrımın, “Hariçten gazel okumak…” olarak algılanmasını elbette istemem. Toplumsal konularda ne kadar duyarlı olduğumu ise, yazılarımı sürekli okuyabilen sizlerin takdirlerine bırakıyorum. Bu toplumsal sorunsalda(!) resmi görev olmaz; iş gönüllülük hareketiyle ele alınabilir. Haydin bakalım; bir de toplumumuzun bu sorununa el atalım. Seçilecek olan adayımızın bir de böylesi amacı olsun… Zaten temel amaç insanımızın mutluluğu değil mi?
Herkese iyi haftalar…
Köşe Yazarı: Davut Fen























