Ne zamandır; Halikarnas Balıkçısı’nın hatırımda kalan bir öyküsünü arıyordum kitaplığımda, sonunda buldum. Gençliğimden bu yana, unutmamaya, rehber edinmeye çalıştığım Barba Vangel adlı öyküsü ile bir kez daha hasret giderdim.
Olay; Akdeniz’de kışkırtmalarla birbirine düşman edilmiş Türk ve Rum balıkçılar arasında geçer.
“ Karşıdan bize doğru bir tekne geliyordu. Ne biz ses çıkarıyorduk, ne de onlar. Onlar bizim Türk olmamızdan, biz de onların Rum olmasından korkuyorduk. İki ada arasındaki geçit daralıyor, artık birbirimizden gizlenemiyorduk. İki tekne de birbirini perdah edercesine geçmek zorundaydı.
Bir çatışma muhakkaktı. Safra diye kum doldurulmuş torbaları güverteye sıraladık. Bunlar siperlerimiz olacaktı. Belli ki; karşıdaki tekne de aynı işi yapıyordu. Gözler karşıda, eller tetikte, kaşlar çatık, dişler sıkılı, yay gibi gerili sinirlerimizle cesaret geliştiriyorduk. Bağrında yalnız kin, yırtıcılık, öldürücülük taşıyan bir tayfun gibi hazırız. Haykıra, hıçkıra birbirimizi paramparça edeceğiz!..
Öteki kayıkta, Barba Vangel vardı. İnsanoğlunun karanlık, ama; güzel gönlünün ölçüsünü, gönlünü duyarak ve kendi gönlünü milyonlarca gönüle çarpıp çoğaltarak, neler olabileceğini anlamıştı.
Kinle dolu iki tekne birbirine yanaşıyordu. Neredeyse, karanlık ve sessizliği, patlayan bir mavzer kurşunu yırtmak üzereydi. Sevincin acıyı, ışığın karanlığı yarıp gelmesi gibi, karanlıklar arasından Barba Vangel’in sesi gönlünün tam özünden kopup geldi. ‘ Yassas ! Yassas ! ( Yaşayın ! Yaşayın ! ) bağırışında, bütün gönlü vardı. Bu bağırış, oradakilerin gönüllerindeki açılmamış koridorlarda yankılar uyandırdı.
İçi; anlayış ve duyguyla dolu söze varıncaya dek, insanoğlu kim bilir kaç yüzbin yıl ağlamış, bağırmış, birbirini kırıp geçirmişti. Barba Vangel’in sesi duyulunca, teknedekiler silahlarını bıraktılar. Bir kaynaşma, hoplaşma, gülüşme oldu. Teknelerin birbirine yanaştırılması için kürekler kanat oldu. ‘ Yaşa, Merhaba ! ‘ sesleri havai fişek gibi patlıyordu. Kaygı ve kahredici kuşku yok olup gitti.
Bunu, ciltler dolusu politik, diplomatik anlaşmalar başaramazdı. Teknedekiler, birbirlerine sigara veriyorlar, yakıyorlar ve dumanlarını keyifle üflüyorlardı, şu iki günlük dünyada . ‘ Bakın, bizde taze bakla var, oturun birlikte yiyelim ‘ diyorlardı candan ve içten.
Böylece kin denizinin üstünde yepyeni bir ay doğdu. “
( Gençlik Denizlerinde, Halikarnas Balıkçısı, 1973, s.161 )
Farklı inançlar, hep kardeşliği, dostluğu sevgiyi ve paylaşmayı öğütlerken, kan denizine dönen dünyamız giderek karanlığa gömülüyor ne yazık ki.




















