Baharda Kar
Akbel- Mendos- Nohut Ovası- Kuzyaka, 17km, 19.02.2017 Fethiye Kordonda yürüyorum. Deniz; adalar, yemyeşil çam ormanları üç tarafında karlı dağlar ile çevrili. Ben kısa kollu yürüyeceğim neredeyse, kar altında Anadolum. Karlı dağlar denizle eşleşiyor gönlümce Fethiye’de, yürüyorum Kordonda. Dağlarımızın dorukları daim karlı bu sene. Pazar günleri de karlı dağlardayım.
Fethiye Dağcılık toplanıyor 8.30’da Eski Fethiye Lisesi karşısında, Mercan Pastanesi önünde. İki servisle Mendos’a çıkacağız. Yüzyıllık çam ağaçlarının, sedirlerin arasında dolaşacağız, karlara ulaşacağız.
Taşyaka’dan çıkarken Ovacık’a doğru tepeden tırnağa çiçek açmış badem ağacına takılıyor gözüm. Zirvelerde kar, Fethiyede bahar… Ovacık’tan Babadağ yoluna dönüyoruz yine çiçekli ağaçlarla bahar, karşılarda kar!
Babadağ zirve yolunda bin metreden sonra başlıyor sedirler, bin dört yüz metreye çıkıyoruz. Babadağ ile Mendos’un arasında Akbel düzlüğündeyiz. Karlar var parça parça, yerler buz, zirve bembeyaz. Büyülü bir güzellikle başlıyor yürüyüşümüz. Mendos’un doğusuna doğru çıkıyoruz yavaştan, Babadağ’ı karşıdan izliyoruz tüm görkemiyle, tepesinde de tozdan bir ay doğuyor ak pak bulutlar arasında gök maviliğinde.
Mendos’un doğusuna dolaşıyoruz, kayalıklara kök salmış asırlık sedirler meydan okuyor yıllara. Köklerimiz derinlerde olsun ki kalıcılığımız sonsuzlaşsın. Değerlerimize yapılan saldırılara dik duralım.(Fethiye Lisesinin köklerinden kopartılması sızlatıyor gönlümü- Bir çok kurum gibi- toplum belleksizleştiriliyor.)Sonra koca çınar hocalarımızın üniversitelerden atılmasına takılıyorum. Yüreğim asılı kalıyor eylem yapan öğrencilerde ve sedirlerde. Babadağ sedirler ardında yalçın kayaları ile daha bir yakın.
Yüklü bir eşek geçecek kadar geniş, yer yer taş örülü Mendos dağı ticaret yollarındayız. Önümüzde Ova’ya kadar uzanan seralarla dolu ovalar. Karşılarda Toroslar uzanıyor köyleri saklayan tepeleriyle. Gökben’den Eşen yönündeki köylere ulaşım sağlayan eski yörük yolları. Gökbenlilerin, Dontluların Karaçulhalıların ayvalarını, yayla nohutlarını, testilerini taşıdıkları yollar. Satışlar nerdek(nar ekşisi), pamuk, tütün gibi ürünlerle takas yöntemiyledir çoğunlukla. Şimdilerde yalnızlığa mahkum yollar. Çobanlarımız da kalmadı artık dağlarda.
Batıya yöneliyoruz kaybolmaya yüz tutmuş çoban patikalarından. Çalılar içinde kalıyoruz. Kendimize yol açıyor bitki örtüsünün nasıl değiştiğine şaşıyoruz. Bir tepede sedirler, bir tepede meşeler, bir tepede pıynarlar, çalılar. Önümüzdeki tepenin ardında Nohut Ovası var. Saat ilerlese de parça parça karlar içinde yürümek zor olsa da mutluyuz.
Karlar arasında sıklamenler çiçekli, sütleğenler de sararmakta. Bahar ve kar derken heyecanlanıyoruz. Çakal nergisleri var kayalar kovuğunda. Dalaman’dan sadece “çakal nergisleri” görme umudu ile gelen yürüyüşçülerimiz daha heyecanlı. Ben de ilk kez görüyorum. Çiçek açma döneminde burada olmak büyük keyif. Bir yerde toplanmış akça pakça bir çiçek, özel kokulu.
Çakal nergis (Sternbergia candida) Babadağ’a özgü (endemik) olup uluslararası Bern Sözleşmesi gereği mutlaka koruma altına alınması gereken bir bitki. Dünyada yalnızca Babadağ’da yetişiyor olmasına karşın, doğal yaşam ortamında koruma altında değilmiş. Bu nedenle, 1990’lı yılların başında dağdan yaklaşık 8 ton bitki toplanarak hiçbir kontrole ya da engele takılmadan yurt dışına satılmış. “Türkiye’deki Soğanlı Bitkiler Yönetmeliği gereğince çakal nergisin doğadan toplanması ve ihracatı yasaktır.” Ancak bitki, aşırı toplama ya da doğal yaşam alanlarını tehdit eden tehlikelerle (örn. yol genişletme çalışmaları) karşı karşıya bulunmaktadır. Güzelliklerimizi koruyamıyoruz.
Tepemizi çıkıyoruz, Nohut Ovasına kuşbakışı bakmak için kayalara da tırmanıyoruz. Karlar altında nazlı nazlı uzanıyor koca ova saklanmış Mendos’un bağrına. Yemek molamız ovaya karşı ardıç ağaçları dibinde. Karlar üzerinde hoplayıp zıplamak da başka keyif.
Nohut Ovasında adsız erenlerin yattığı söyleniyor. Bir söylentiye göre de nohutlar kendiliğinden bitermiş burada. İsteyen istediği kadar yermiş; ancak kimse yolup, toplayıp götüremezmiş. Alıp götüren olursa erenler taş atarmış arkalarından.
Nohut Ovasını ortadan bölerek batıya doğruluyoruz. Karlar üzerinde dizili rengarenk yürüyüşçülere bayılıyorum. Orman yolundan devam ediyoruz, Mendos’un batı yönüne dönüyoruz, uçsuz bucaksız enginleri seyre dalıyoruz. Önümüzde Fethiye ile yarışırcasına büyüyen Ovacık, sol tarafta İblis Burnu uzanmakda denize doğru. Sonra adalar ve denizle bütünleşen, ovayı dolduran betonları ile Fethiye, Göcek’e doğru açılıyor.
Yürüyüşümüzün zorlu yeri bitti, inişteyiz artık. Çoban patikalarından sarnıç yanını buluyoruz. Servislerimiz de beklemede çaylarımızla. Bin dört yüz metrede başlayan yürüyüşümüzde bin altı yüz metreye çıkıyor, bin iki yüz metreye iniyoruz. On yedi kilometre epey yormuş ki sesimiz sessizliğe dönmüş.






















