Kayaköy-.Erenbaba- Afkule-.Haçbel- Kınalı / 15 km / 14.01.2018
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek…
Yürüyemezsem pazar günlerim yarım, eksik, güdük, boş. Karanlığın gözüne bakarak ve yürekten gülerek yürümek : Nazımca yürümek. Doğa ile bütünleşip yürümek.
Kuraklık kapıda, kışı görmedik bahar geldi. Yağmur az, kar yok denecek kadar. Susuzluk yakar yürekleri. Bahardan kalma bir gün değil, bahar günü bugün. Yağmur yok ama bulutlu bir hava.8. 30’da toplanıyoruz Mercan Pastanesinde, eski Fethiye Lisesi karşısında. Kalabalığız da üç servisle çıkıyoruz yola. Debboy’dan çıkarken bir badem ağacını tepeden tırnağa çiçek açmış görüyor, şaşkınlaşıyoruz. Bahardayız kış gününde.
Kayaköy üstünde tüllenen sisleri ile belli belirsiz bir bahar sabahında. Manzarayı kaçırmıyor, fotoğraf da çekiyoruz. Kuyubaşı kahvesi sakinlerini bekliyor. Biz devam ediyoruz. Mezarlık yanında bırakıyoruz servisleri. Asırlık çınar sabah sisleri içinde. Sağa Kınalı evlerinin dışına çıkıyoruz, köpek sesleri içinde Erenbaba tepesine tırmanmaya başlıyoruz. Her yer çiçeklenmiş. Kayaköyü’müzün neredeyse simgesi olmuş laleler(anemonlar), yaz kış çalı diplerimizi süsleyen sıklamenler sonra çayırlarımızın gülen ,gülyüzlü papatyaları.Adam otu acı yeşil yapraklarını yaymış toprağa, ortasında top olmuş mor çiçekleri. Adını soruyoruz önce birbirimize bahar müjdecisi bu güzel çiçeğin.
“Adam otu dolgun kazık kökünün insan gövdesine, kol ve bacaklara benzetilmesi sebebiyle bu adı almıştır. Ayrıca Abdüsselam otu, insan otu ve adem otu adlerı da kullanılıyor. Bitkisel tedavi yöntemlerinde kullanılan çok yönlü şifalı bit bitki. Görünümü güzel, kokusu kötü. Birçok ilacın yapımında da kullanılıyor. Şeklinin adama benzemesi ile dikkatleri çekmiş, özellikle eski Mısır’da büyücüler tarafından da kullanılmış. Musevi inancında cennette yetiştiğine inanılıyor.
Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerinde boş alanlarda, ekilmemiş tarlalarda ve kaya diplerinde görülüyor. Kendiliğinden yetişen ve çok sık rastlanan bir ot,bir çok yararının yanı sıra zehirli olduğu da bilinmektedir.”
Çamlar arasında patikamızda tepeye yükseldikçe sisler altından uyanıyor yavaşça Kayaköy,yürüyoruz. Erenbaba zirvesini aşıyor, Gemile yolunu kesip Afkule’ye yöneliyoruz. Yerler nemden ıslak, sakız çalıları yemyeşil. Afkule’nin tepesinde yayılıyoruz, öğle olmuş, yemek molası. İsteyen manastırı ziyaret edebilir, diyor Rehberimiz Yusuf Bey.
İnişe geçiliyor zikzaklarla. Nimet, Selim ve birkaç kişi görmemiş daha önce. Engin deniz manzarası ile Afkule yüzyılların seslerini taşıyor. Dimdik kayalara oyulmuş. Sümela Manastırını anımsıyor herkes.
“Afkule manastırı Hagios Elefterios denilen bir keşiş tarafından kayaların oyulmasıyla yapılmış. Keşisin hayatının sıkıntı içerisinde geçtiği ve burada da çok çile çektiğinden bahsedilir. Keşişin ölümünden sonra tek katlı olan bu manastır üzerine bir kat ilave edilip, sarnıcı da büyütülmüş. Kimine göre bu manastırda Hz. İsa yıllarca saklanmıştır, kimine göre ise papazlar bu manastırda inzivaya çekilip af dilerlermiş. Denizden 400 metre yüksekliği, yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce yıllık geçmişi, 2 katlı tarihi taş yapısı, yanı başındaki tarihi şapel ve yağmur sularının toplanması için yapılan sarnıcıyla hayranlık uyandıran bu yapı eşsiz deniz manzarasıyla sessizliğinde sesleri yaşıyor.”
Manastırın iç odalarından balkona çıkanlar engin Akdeniz seyri keyfinde. Deniz yeşiller içinde ak köpükleri ile ayrı bir çekici . Damlaları gün geçtikçe azalan sarnıca inenler de var.
Yemek molası pek keyifli, Sağ olsun yemek sonrası sade kahvemiz Kadir Bey’den. “Ben geçen sene kahve getirmiştim(!)” İhsan Bey atmış kebesini ateşin önüne, dinleniyor özgürce. Sade kahvenin yanına bir de çikolatsını çıkarmaz mı?.. Deniz eşlik ediyor kahvelerimize. İblis Burnu sağ tarafta, Kurdoğlu Burnu sol tarafta, ufukta bulutlar yer yer ak top olmuş.
Yolumuz uzun, yemek molamızın ardından Haçbel’e yöneliyoruz.ince bir ses yankılıyor kayalar, Selçuk haber veriyor,bir bakıyorum keçinin biri yeni doğum yapmış, minicik bir oğlak meme arıyor, bulamıyor. Selçuk’u alıyorum yanıma kayaların üstünde oğlağı emzirtiyorum. Anne keçi yorgun ama sevgi ile yalıyor yavrusunu. Az sonra çobana rastlıyor haber veriyoruz.
Haçbel’in ayakta kalabilen iki kemerli kalıntısı yıkıntılar içinde. Önündeki meşe ağacı anıtlaşmış.Meyve molasındayız. Her yer çiçekli yine. Nergisler de saklanmış kaya diplerine.
Haçbel’den Kınalı’ya yöneliyoruz, patikamız çalılar arasında. Yürümek tam bir yenilenme oluyor. Doğa yenileniyor, biz yenileniyoruz. Her gün yeni bir şaşkınlığa düşmeye alıştığımız ülke gündemi için de güç topluyoruz. Kınalı’da sarnıç yanında servislerimiz. Sürücülerimiz demledikleri sıcak çaylar ile bekliyorlar bizi.Atiye KAÇAR
haber merkezi




























