Yayla yaşamımızdaki ilişkilerimizde gözümüze mertek(!) gibi sokulan ilginç durumlar da yaşıyoruz. Her birimizin kanıksadığı o eski geleneksel tutucu yanımız sürüp gitmekte. Benim yaşımdaki kırsalın insanları, hiç ama hiç düşünsel olarak yerlerinden kıpırdamamışlar sanki! Üstelik onca tv. yayınlarımız gibi kitlesel iletişim olanaklarımıza karşın, tutucu kimliklerini sürdürmekteler.
Konuyu örnekleyerek biraz açılımını vermesem ne demek istediğim yeterince anlaşılmayacak; orası kesin.
Efendim, siz, okurlarım da bilirsiniz ki, bendeniz, eski kafalı, tutucu kişilerle gün geçirmekten yana olmayan biriyimdir. Kendi düşünsel düzeyimizde olan tanıdıklarımızla saatlerce süren söyleşi ortamlarında bulunabilrim ama bir matahmış(!) gibi eski, geleneksel hal ve davranışlarında bulunmayı sürdürenlerle aynı ortamı uzun süre paylaşamam; sıkıntılı olur.
Hani zaman zaman yazılarıma yansır, bulunduğumuz yaylamızın yakın komşu mahallelerine de evsahiplerimizin hısım akrabalıklarından doğan ilişkileri nenedeniyle birbirlerine gidip gelmeleri söz konusu olur ya, işte bizim de onlara katılıverdiğimiz, birlikte hareket ettiğimiz zamanlar da oluyor.
Hafta içinde o dedğim türden bir konukluğumuz oldu. Daha önce de aynı hanenin kısa bir konuğu oluvermiştik.
İşte öylesi bir uğramışlığımız söz konusuydu. Yememiz, içmemiz hepsi güzel de, ne var ki, onların, geleneksel tutum ve davranışları, sizlerin de öngörebileceğiniz üzere, bana sıkıcı geliyor. Söylemleri, gidişastla ilgili katlandıkları haller, hiç de sineye çekilebilir gibi değil. O gittiğimiz mahalle(köy) yörenin Karadeniz vari bir konumunda sanki. Biz, kendi bulunduğumuz yaylamızda, ne kadar düz ovada isek, onlar da üç yanı yüsek yamaç ve tepelerle çevrili bir dip köşedeler.
Gittiğimiz hane sahipleriyle öğle yemeği öncesi söyleşiyorduk ki, öğle ezanı okunmaya başlandı. Cami hemen ötemizde ve o ezan sesi öylesine bir ses şiddetine sahip ki, o kadar olur. Hane sahibi bey, benim bozum olmuş halimi görünce açıklama gereği duydu. Ses aygıtının ikisinin sesleri bizim o yöne doğru çiftli bir etkileşim oluşturuyorlarmış. Hanenin, yaz günü genişçe balkonunda oturulduğundan, olan ezan sesi kulaklarınızı buluyor. Divane hane bireyleri de durumdan hiç yakınır görünmüyorlar. Anlayacağınız olacak gibi değil. Hemen ötenizde dört elektronik ses aygıtı! Üç yanı çevrili coğrafi konumdan dolayı ezan sesi olduğundan sanki iki kat daha şiddetli çıkıyor.
Yaylamızdaki evsahiplerimiz, yakınımızdaki baba evlerinin bahçelerinde bulunan incir ve benzeri meyve toplamaya eşimle birlikte gidince, benim, konuk olduğumuz hane sahipleriyle kalmam daha uygun düşmüştü. İyi de, işte o sıra emekli bir kişi olan hane reisiyle başbaşa kalmak söyleşiyi sürdürmek demek olacaktı. Badem bıyıklı olduğunu gördüğüm kişi, bana, gittiği umreyle ilgili yerleri kuşe kâğıda basılmış, resimler olan gösterecek. Bir de açıklamalarda bulunacak. Orası çok belli. Ben de bunu ister istemez sineye çekeceğim, ilgi duyarmış gibi yapacağım.
Bir de benim ilgili meslek kuruluşumla olan boyut var ki, o konuda saatlerce söz edebilirim. Hane reisi meğerse beş yıl gibi bir süre kooperatif başkanlığı yapmış. Benim mesleğimi öğrenir öğrenmez, açıkça “Çok rüşvet yedin mi.” demez mi? Ben de, hemen anında, soruyu ters çevrip kendisine yönelttim; “Siz de koopratif başkanlığı yapmışsınız, çok para yediniz mi?” deyiverdim. Hani ne derler; kısasa kısas(!) işte. Zaten sayfa sayfa kuşe kâğıda basılı müfütülük hac rehberi niteliğindeki resim ve açıklamaları sırasında gönülsüz ilgi göstermiştim.
Badem bıyıklımız sağlık konusunda devlet kurumlarına da güvenmiyor. İşin başının kim olduğuna hiç değindiği de yok(!).
Sürekli, başkanlığı sırasında yüzgöz olduğu meslektaşlarımın nasıl rüşvet yediklerini sayıp dökmekten de geri durmadı. Anlattıkları, gerçekten de kabul edilebilir gibi değildi. Oysa o konularda bizim memleketimizde çok canlar yanmıştı. Çalışanlar, o yüzden görevlerinde bayağı bir düzgün iş çıkartıryorlardı. Çünkü kurumumuz süreki gelen giden müfettişlerle denetlenmekteydi. Buralar sanki yol geçen hanı gibiydi. Kendim de yaşamış görmüştüm.
Anlayacağınız, bizim bu yöreninin kırsalında yaşayan, benim yaşımdaki kişilerin o halleriyle bu dünyadan göçüp gidecekleri gün gibi açık ve belli. Değişmeleri çok zor. Asıl öemlisi bizim işimizi de zorlaştırıyorlar.
İyi haftalar…
Davut D. Fen























