MENTÖRÜN PENCERESİ Hakan BİROL
BAĞ KURMAK MI, BAĞIMLI OLMAK MI?
İnsan bağ kurarak büyür. Bir bakışla sakinleşir, bir sesle cesaret bulur, bir dokunuşla dünyaya tutunur. Bağ, insanın hayatta kalma refleksidir. Ancak bağın olduğu yerde çok ince bir çizgi vardır: bağ kurmak ile bağımlı olmak arasındaki çizgi. Bu çizgi silikleştiğinde, sevgi destek olmaktan çıkar; yük olur. Güçlendirmek yerine zayıflatır, yaklaştırmak yerine sıkıştırır.
Bir mentör olarak en sık karşılaştığım cümlelerden biri şudur: “Onsuz yapamam.” Bu cümle romantik gibi durur, fedakâr gibi duyulur. Oysa çoğu zaman bir alarmdır. Çünkü sağlıklı bağ, “onsuz da yapabilirim ama onunla olmak istiyorum” diyebilmektir. Bağımlılık ise “onsuz olursam dağılırım” korkusudur.
Bağ; iki insanın birbirini tamamlamaya çalışmadan, yan yana güçlenebilmesidir. Güven vardır, alan vardır, karşılıklılık vardır. Sağlıklı bağda iki taraf da nefes alır. Birlikteyken genişler, ayrı kaldığında küçülmez. Bağ, “ben”i yok etmez; “biz”i inşa eder.
Sağlıklı bağda sınırlar nettir. “Hayır” diyebilmek ilişkiyi zayıflatmaz; aksine korur. Duygular paylaşılır ama yüklenmez. Sorumluluklar bölüşülür ama devredilmez. Kısacası bağ, iki yetişkinin bilinçli tercihidir.
Bağımlılık ise ilişkinin merkezine sevginin değil, korkunun yerleşmesidir. Terk edilme korkusu, yalnız kalma korkusu, yetersiz hissetme korkusu… Bu korkular ilişkiyi beslemez; onu yönetir. Bağımlı ilişkide kişi, kendi değerini karşısındaki insandan almaya başlar. Onay, ilgi ve varlık olmadan kendini eksik hisseder.
Bağımlılıkta sınırlar bulanıktır. “Hayır” suçluluk yaratır. Ayrılık panik doğurur. İlişki, güvenli liman olmaktan çıkar; sürekli teyit isteyen bir sınav hâline gelir. Sevgi yerini kontrole, merak yerini şüpheye, ilgi yerini takibe bırakır.
Bu çizgi genellikle iyi niyetle silikleşir. “Çok seviyorum” diyerek başlar. “Onsuz mutlu olamam” cümlesi zamanla normalleşir. Kişi kendi ihtiyaçlarını fark etmeden ertelemeye başlar: arkadaşlar, hobiler, hayaller… Hepsi ilişkinin etrafında şekillenir. Bir gün ilişki sarsıldığında, geriye tutunacak bir “ben” kalmadığı fark edilir. İşte o an, bağ sandığımız şeyin aslında bağımlılık olduğu anlaşılır.
Bağ ile bağımlılık arasındaki fark çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden anlaşılır. İlişkinin içinde sürekli kendini açıklama ihtiyacı hissediyorsan, anlaşılmak için kendinden ödün veriyorsan, “bunu söylersem gider mi?” diye düşünüyorsan orada sevgi değil, kaygı konuşuyordur. Sevgi sakinleştirir; kaygı tetikte tutar. Sevgi alan açar; kaygı daraltır. İşte bu yüzden sağlıklı bağda insan rahatlar, bağımlılıkta ise sürekli kendini ayarlamak zorunda kalır. Bir mentör olarak şunu sıkça hatırlatırım: Bir ilişkide en önemli soru “Beni seviyor mu?” değil, “Bu ilişkide ben kendim olabiliyor muyum?” sorusudur. Kendin olabildiğin yerde gelişirsin; olmadığın yerde küçülürsün. Kimse seni tutarak büyütemez. Büyüme, ancak özgürlükle olur. Eğer bir bağ seni güçlendirmek yerine seni korkularınla yönetiyorsa, durup düşünmek gerekir. Çünkü gerçek sevgi, seni kaybetme ihtimaline karşı değil; kendin olarak kalmana rağmen yanında kalmayı seçer. İşte bağ ile bağımlılığı ayıran en net işaret budur.
Bağımlılık çoğu zaman sevgi sanılır çünkü alışıldık bir sıcaklık hissi verir. Tanıdıktır, güvenli gibi görünür. Ama bu güven, büyüten bir güven değil; alıştıran bir güvendir. İnsan bu noktada şunu fark etmez: Güvende hissettiği şey, aslında değişmekten kaçınmanın verdiği rahatlıktır. O yüzden bağımlı ilişkilerde kalmak, ayrılmaktan değil; belirsizlikten korkmakla ilgilidir. “Onsuz kim olurum?” sorusu, “Ben kimim?” sorusunun önüne geçtiğinde ilişki artık beslemez. Sağlıklı bağda ise bu soru yer değiştirir. İnsan önce kendini bilir, sonra başkasını hayatına alır. Bir mentör olarak şunu net söyleyebilirim: Kendini tanımadan kurulan her bağ, zamanla yük taşımaya başlar. Çünkü tanımadığın bir “ben”i başkasına emanet edersin. Oysa kimliğini başkasına bıraktığında, ilişki bittiğinde sadece birini değil, kendini de kaybedersin. İşte bu yüzden bağ kurmak, iki insanın birbirine tutunması değil; iki insanın ayakta dururken el ele verebilmesidir. Sevgi seni ayakta tutuyorsa bağdır; seni düşmekten korkuttuğu için tutuyorsa bağımlılıktır. Bu farkı görmek, ilişkilerde atılabilecek en cesur adımdır.
Bağ kurmak ile bağımlı olmak arasındaki farkı anlamanın bir başka yolu da ilişkideki sessizliğe bakmaktır. Sağlıklı bağda sessizlik tehdit değildir; dinlenme alanıdır. Yan yana susabilmek, bağın olgunlaştığını gösterir. Bağımlılıkta ise sessizlik huzursuzluk yaratır. Mesaj gelmediğinde zihin senaryolar üretir, geciken cevaplar anlam yüklenerek büyütülür. Çünkü orada bağ değil, onay ihtiyacı konuşur. İnsan sevildiğini bilmek ister, bu çok insani. Ama sevildiğini sürekli kanıtlatmak zorunda hissetmek yorar. Bir mentör olarak şunu sıkça vurgularım: İlişkinin seni sakinleştirmesi gerekirken sürekli tetikte tutuyorsa, bu bağ değildir. Sevgi insanın sinir sistemini yatıştırır; bağımlılık ise alarmda tutar. Eğer bir ilişkide kendini sürekli “nasıl davranmalıyım?” diye ayarlıyorsan, bu sevginin değil korkunun işaretidir. Gerçek bağda kişi performans sergilemez; olduğu gibi vardır. Olduğun hâlin yeterli olduğu yerde ilişki kök salar. Yeterli hissetmediğin yerde ise sevgi değil, mücadele vardır. Ve sevgi, mücadele edilerek kazanılmamalıdır.
Bağımlı ilişkilerin en ağır bedeli, özsaygının yavaş yavaş aşınmasıdır. İnsan kendini daha az duyar, daha çok uyum sağlar. “Sorun çıkarmayayım” diyerek susar, “kaybetmeyeyim” diyerek katlanır. Zamanla sevgi, karşılıklı beslenme olmaktan çıkar; tek taraflı bir çabaya dönüşür.Bu durum yalnızca romantik ilişkilerde değil; arkadaşlıklarda, aile bağlarında ve iş ilişkilerinde de görülür. Birinin onayına bağımlı yaşamak, insanı kendi merkezinden uzaklaştırır. Merkezini kaybeden insan ise en sevdiği yerde bile güvensiz hisseder.
Sağlıklı bağ, kendinle bağ kurarak başlar. Kendi ihtiyaçlarını tanımayan biri, ilişkide onları sağlıklı ifade edemez. Kendi sınırlarını bilmeyen biri, başkasının sınırlarına saygı duymakta zorlanır.
Sağlıklı bağın temel taşları; özerklik, karşılıklılık, şeffaflık ve sınırlardır. İki tarafın da kendi hayatı ve kimliği vardır. Duygular saklanmaz ama yüklenmez. Sevgiyle çizilen sınırlar, ilişkiyi boğmaz; korur. Dil, düşünceyi şekillendirir. “Onsuz yapamam” dediğimizde kendimizi küçültür, karşı tarafı büyütürüz. Oysa “Onunla daha iyi hissediyorum”, “Hayatımda olmasını istiyorum” gibi cümleler bağımlılık yaratmaz; bilinçli bir tercihi ifade eder.
Bağ kurmak cesaret ister. Bağımlılık çoğu zaman zayıflık değil, korunma mekanizmasıdır. İnsan yaralanmamak için tutunur. Oysa gerçek bağ, yaralanma ihtimaline rağmen kendin olarak kalabilme cesaretidir. Kendin olamadığın yerde sevgi yoktur; sadece alışılmışlık vardır.
Eğer bir ilişkide sürekli kaygılıysan, onsuzluğa tahammül edemiyorsan, kendini ifade ederken suçluluk hissediyorsan… Dur. Bu bir teşhis değil, bir davettir. Kendine dönme daveti.
Kendine şu soruları sormakla başla: Bu ilişkide ben kimim? Ne zaman kendimden vazgeçiyorum? Korkum neyi koruyor? Bu sorular rahatsız edici olabilir ama rahatsızlık, dönüşümün kapısını aralar.
Bağ kurmak insanı büyütür. Bağımlı olmak insanı küçültür. Aradaki fark, sevginin özgürleştirip özgürleştirmediğinde gizlidir. Sağlıklı bağ, iki insanın birbirine yaslanarak değil; yan yana durarak yürüyebilmesidir.
Unutma: Sevgi seni sen olmaktan vazgeçiriyorsa, adı sevgi değildir.
Gerçek bağ, seni kendine daha da yaklaştırır.



















