Hoşgeldiniz  
..................................................... ................................................

LATİN AMERİKA’NIN TURUNCU GÜNEŞİ SOLDU

Erkan Ilik | 01 Mayıs 2014 | Genel A- A+

LATİN AMERİKA’NIN TURUNCU GÜNEŞİ SOLDU

Gabo”, sarı gülleri ve sarı kelebekleri insanlığa  miras bıraktı.

Hayat bir yumak gibi. Ne yazık ki; bu yumağı, ancak ölümlerde hatırlar olduk. Latin Amerika’da, kitapları İncil’den sonra en çok satan Gabriel Garcia Marquez’in cenaze törenini izliyorum televizyonda. Vasiyeti üzerine bedeni yakılan Gabo’nun külleri Meksika Güzel Sanatlar Sarayı’na getirilirken, sevenleri yakalarında sarı güller, gözlerinden süzülen yaşlarla havaya kağıttan sarı kelebekler fırlatıyorlar. Marquez’in damar kitabı Yüzyıllık Yalnızlık’ı okuyanlar,  Babilonia’nın, aşkı Meme ile buluşmalarının sembolü olan sarı kelebekleri hatırlayacaklardır. Yazar’ın yakasına takmaktan hoşlandığı sarı güller de, son veda simgesi oldu anlaşılan.

 

Son otuz yılını Meksika’da geçiren Gabo’nun küllerinin hemen arkasında ülkenin Devlet Başkanı yürüyor. Bir anda, yuhalamalar kaplıyor ortalığı.  “ Üç kitap okumayan birisi, böylesi ulu bir yazarı uğurlamaya, hangi ahlaki cesaretle gelebilir ? “  diye bağırıyor gençler  Devlet Başkanı Nieto’ya. Demek ki; Latin halkları balık hafızalı değiller. Zira; Nieto, bir kitap fuarında, kendisine yöneltilen “ en sevdiğiniz üç kitap hangisi ? “ sorusunu cevaplayamamış, her siyasetçi gibi boğuntuya getirmeye kalkışınca da, gençlerin eleştirilerine maruz kalmıştı yıllar önce. Bizim siyaset ağaları ne cevap verirler dersiniz !

 

Marquez denince, bir taş gelir aklıma. Ne var ki; bu taşın köşeli veya kıyıları aşınmış cilalı olduğu konusunda bir karara varamam. Tüm kitaplarına mıh gibi çakılan Büyülü Gerçekçilik kavramı, Gabo’nun kaleminde, özünden kaybetmeden, şiirsel bir kılıfla çıkardı karşıma, kadife kaplı bir yumruk misali. Bunu en güzel kendisi anlatıyor Yüzyıllık Yalnızlık’ın arka kapağında;  “ Benim kitaplarım kimseyi şaşırtmadı, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan hiçbir şey anlatmamıştım. “

 

İyi ki, 2004 yılında yazdığı Benim Hüzünlü Orospularım isimli son kitabını okumuşum. Vefa borcunu ödememiş bir ruh haline sürüklenirdim sanırım. Kitabın ismine dudak bükenler, imkan bulur okurlarsa önyargılarından sıyrılacaklardır. Cinselliğinin bittiği anlarda, ilk kez aşk ateşine düşen, doksan yaşında bir adamın, aşık olduğu genelev kadını Delgadina’yı, her gece uyurken seyretmekle yetinmek zorunda kalmasını, yaşlılığın hüznünden bir aşk coşkusuna dönüştürmesi, büyük ustanın Büyülü Gerçekçilik geleneğinin harika bir örneğidir.

 

Namus işçisi bir sanatçıydı Gabo. Uyuşturucu baronu Escobar’ın kirli işlerini yılmadan ortaya dökmüştü gazetecilik yaptığı yıllarda. Halkın içindeydi her zaman, diktatörleri, sömürgeciliğe karşı savaşan yoksul dindar insanları, gerillaları, devrimcileri, genelevleri, her biri filozof olan fahişeleri yazdı, konuştu, konuşturdu.

 

Bela Bartok’un eserleri çalıyordu Gabo’nun cenaze töreninde. Macar besteci, Bartok, 1930’lu yıllarda, hükümetin daveti üzerine Türkiye’ye gelmiş, Türk Halk Müziği araştırmaları yaparak yüzlerce halk türkümüzü derlemişti. Gabo, Bartok’la uğurlandı, zira; onun eserlerini dinliyordu sağlığında.

 

Ankara Devlet Konservatuarının eğitim programını hazırlayıp yön veren, yüzlerce türkümüzü derleyen Bela Bartok’u bu ülkede kaç kişi bilir derseniz, üç kitap ismi sayabilen herkes bilir bence !

 

 

** 1 Mayıs Emek ve Emekçi Bayramımız kutlu olsun.

 

412 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2022 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle