Hoşgeldiniz  
..................................................... .................................................... ...............................................

KÖŞE YAZARI GÜNGÖR BERK’TEN “DEVLET MADENCİLİĞİ – IV”

3. Güngör Berk | 04 Nisan 2021 | KöşeYazar A- A+

Türkiye’de, 1980 sonrasında uygulanmasına geçilen liberal ekonomi döneminde, Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, ülkenin tarım alanları, ormanları, içme suyu havzaları, meraları, antik kentleri ve dünya kültür mirasları, doğal yaşam alanları madencilik çalışmalarına açıldı.

Bu gün neredeyse bütün ülke, batıda Balıkesir’in Kaz Dağları’ndan   doğuda Artvin’in dağlarına kadar, maden ve taşocağı sahalarına, arama ve işletme için ruhsatlandırılmış durumdadır. Bunun en son örneği Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün geçtiğimiz yıl altmış sekiz ilde toplam 766 yeni maden sahasını ihaleye çıkarmasıdır. Yaşadığımız kent Muğla bile ormanlık alanlarının yüzde 65’ini kapsayan 1.449 maden ruhsatına bölünmüş durumdadır. Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Göreme Milli Parkı ve Kapadokya’da ise on bin hektar alan madencilik çalışmalarına açılmış bulunmaktadır. Maden sahalarının toplam büyüklüğü 892 bin 814 hektara ulaşmıştır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın son açıklamalarına göre: 2020 yılında 508 bin 862 hektar alan için maden sahası ruhsatı düzenlenmiştir. İhaleye çıkarılan 2 bin 114 maden sahasının 901 adeti için ruhsat düzenlenmiştir. Örneğin Aydın da bile 264 maden arama ve işletme ruhsatı bulunmaktadır.

Yeraltı kaynaklarının işletilmesinde ranta dönük, plansız, bir yağma  anlayışı söz konusudur. Nerdeyse tüm Anadolu delik deşik edilerek maden alanına dönüştürülmektedir. Maden alanlarının bu şekilde yerli ve yabancı şirketlere devredilmesi bölge halkının, doğanın, çevrenin zarar görmesine neden olmaktadır. Bu politikalara ısrarla devam edilmesi ise yurt genelinde halkın giderek artan tepkisini doğurmaktadır.

Devletin elini çektiği, özel sektörün ve yabancıların işletmesine sunduğu sahalardaki maden ocaklarının durumu ise içler acısıdır. Özel maden işletmeleri en az yatırım ve en düşük maliyetle, genellikle taşeron işçi çalıştırarak büyük kazanç peşinde koşmaktadır. Açık işletme yapılan altın ve bakır sahalarında kurulan siyanür havuzlarının kalıcı çevre sorunları oluşturduğu görülmektedir. Sadece görünür rezervin en kısa sürede üretilmesine önem verilmesi nedeniyle rezerv arama yatırımları düşük tutulmakta ve ocak ömürleri kısalmaktadır. Özel maden işletmelerinde her kademede usta maden işçisi yetiştirilmemesi büyük bir eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır.

İş güvenliğinin yeterince sağlanmadığı, denetlemelerin düzgün yapılmadığı maden ocaklarında  “cinayet” gibi iş kazaları olmaktadır. Örneğin 13 Mayıs 2014’de, Soma’daki kömür ocağında yaşanan, 301 işçinin yanarak öldüğü maden kazası toplumda derin bir yara açmıştır. Ne yazık ki devleti yöneten siyasal iktidar, “bu işin fıtratında var” anlayışıyla, gerçeğin üstünü örtmeye devam etmektedir.

Ne yazık ki kırk yıldır yaşananlardan sonra, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın verimli, doğru ve ülke çıkarları için işletilmesinde, yeniden “özelleştirme değil kamulaştırma” noktasına gelindiği görülmektedir.

Madencilik alanında Bor işletmeleri henüz Türkiye Varlık Fonu’ndaki Eti Holding A.Ş.’nin elinde bulunmaktadır. Uzun sürmüş Siyasal İslam anlayışındaki iktidarlar sürecinde ülke iyi yönetilememiştir. Yeniden Kemalist politikalara ve yeniden devlet işletmeciliğine dönülmesi ülke gündemine oturmuştur. Ülkenin Bor varlığının geleceği de böyle bir politika değişikliğine bağlı görünmektedir.

 

1719 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 9,2620
EURO 10,7921
BIST 12,7720
ALTIN 526,44

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2021 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle