Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ...................................................................

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ

6. Mehmet Uçar | 14 Aralık 2015 | KöşeYazar A- A+


KOMŞULUK İLİŞKİLERİ

Dünyada insanlar arası ilişkilerle devletler arası ilişkilerin birbirine oldukça benzer yönleri olduğunu söylemeye bilmem hacet var mıdır? Eğer bir müstakil evde değil de apartmanda yaşıyorsanız orada sizden farklı tercihleri, niyetleri ve inançları olan komşularınızın olması de doğaldır. Bir üyesi olarak apartmanın içinde belirlenen ortak kurallara asgari de olsa uymak ve bu birlikteliği iyi ya da kötü günde sağlıklı bir şekilde yürütmek zorunluluğumuz vardır. Bir apartman hayatı sürdürüyorsanız ve dört tarafınız denizle çevrili bir ada devleti değilse eğer, yani müstakil evde ikamet etmiyorsanız, isteseniz de istemeseniz de kendinizi birtakım yazılı veya şifahi; ama teamül haline gelmiş kurallara uymak durumunda hissedersiniz. Genel çerçeveden bakıldığında haklı olsanız bile diğer apartman sakinlerini görüşlerinizle ikna edemiyor ve ortak yaşamın geleceğine dair yaklaşımlarınızda yalnız kalıyorsanız, yavaş yavaş sözünüzün etkisinin daralması, yalnızlaşmanız ve o binada huzurunuzun kalmadığı duygusuna kapılmanız hiçten bile değildir.

Günlük yaşamda komşularla olan problemleri çözüme kavuşturamadığımız vakit “Ev alma, komşu al !” atasözüne uyarak o evi ucuz pahalı satıp başka bir yere taşınabilmek de mümkündür. Pekala bu yeni yerde, müstakil ev ya da apartman dairesi olsun, huzur da bulabiliriz. Ancak devletler arası ilişkilerden kaynaklı sıkıntılar ve anlaşmazlıklar kendini iyiden iyiye hissettirdiği zamanlarda o devleti, tıpkı bir ev gibi satarak başka bir yere taşınmak olası olmadığından elimizde, iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi dışında pek de ihtimal kalmaz. Ne var ki bu yeni yerde de bazı meselelerin ortaya çıkmazı kaçınılmazdır. Zira insan her yerde insandır ve bu yeni mekanımızda geçmişteki yeri aratan bir ortama da yolumuz düşmüş olabilir.     O zaman bir daha mı yer değiştireceğiz, evi değiştirsek bile sonraki semtin ‘huzur’ garantisi mi var? Hal böyle olunca geriye “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” savının gereğine uymaktan başka bir seçenek kalmıyor. Demem o ki bazen biz komşumuzu bazen de o bizi idare edecek ve birbirimize ihtiyacımız olduğu şuuruyla hareket edeceğiz ki kötü günde yanımızda hiç değilse komşularımızdan biri bari bulunsun.

Ülkemizin bugünkü durumunu, komşu devletlerle yaşanan süreçlerin yakın, orta ve uzak vadedeki olumlu veya olumsuz sonuçlarını apartman hayatının komşuluk ilişkileri üzerinden okumak da meselenin somutlaşması bakımından yerinde olacaktır. Bize tarih kitaplarında öğretilen “Türk’e Türk’ten başka dost yoktur!” sözü, farz edelim doğru olsa bile gündelik yaşamın ilişkilerindeki gibi selam verdiğimiz bir komşu, dayanışma içinde olduğumuz bir ülke kalmadığında bu sözün doğruluğunun pek de bir manası kalmaz. Asıl olan doğan sıkıntıların o komşularla konuşularak ve karşılıklı güven duygusunu arttırarak çözülmesidir.  Her ne olursa olsun en kötü barış, en kazançlı savaştan daima yeğdir; özellikle de komşularla…

Son yıllarda dış politikada ‘komşularla sıfır sorun’ gibi iddialı ve güzel bir sloganla çıktığımız bu yolda bugün neredeyse ‘sıfır dost’ noktasına kadar savrulmuşsak bunun muhasebesini hem biz hem de komşularımız yapmak durumundayız. Komşularımız esaslı bir muhasebeye yanaşmasa, bizi dışlasa ve menfaatleri için bize karşı birlik oluştursalar dahi bizim bu tür bir muhasebeye ziyadesiyle ihtiyacımız var. Bir imparatorluk bakiyesi olarak bölgemizde yaşanacak her belirsizlik, en çok da bize kaybettirecek; güven ortamları en çok da bize kazandıracaktır. O vakit biz, diğerlerinin aksine ısrarla güven ortamını güçlendirici adımların öncüsü olmak durumundayız. Bugün için bin düşünüp bir hamle yapmak ve teenniyle hareket etmek en çok ihtiyacımız olan yöntemdir. Zira hesapların içinde yaşanacak bir boğuşmada, çıkacak bir arbedede ülkemizin güney doğusunun kopartılması planlarının olduğunu tekrarlamaya gerek yok sanırım.

Peki, adeta iğne deliğinden geçtiğimiz bugünlerde komşuluk ilişkileri bu düzeydeyken neler mi yapmalıyız? Mesela daha iki ay kadar önce Moskova’da birlikte dua ederek cami açılışı yaptığımız Rusya ile ilişkilerde gerilimin derhal düşürülmesi; bağımlılığımız had safhadayken Rusya’nın enerjiyi bir silah olarak kullanmasına mani olunması; sebze ve meyve için yeni pazarlar bulunması; zalim Suriye yönetimiyle bir süre daha kalıcı olduğu düşünülerek asgari düzeyde de olsa iletişim kurulması; Irak’ın Şiilerin ve dolayısıyla İran’ın güdümüne giren merkezi hükümetiyle dirsek temasının arttırılması; öteden beri hep sinsi davranan, kimi devlet yöneticilerimizin ikinci vatanları gördükleri İran ile şeklen de olsa kucaklaşmanın sağlanarak ortak çıkarlar doğrultusunda hareket edilmesi; Ermenistan’ın hayal dünyasından uyandırılması; bu süreçte Yunanistan ve Bulgaristan ile herhangi bir problemin doğmaması için bağların azami ölçüde sıkılaştırılması; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail ve Mısır’ın avucuna düşmekten adaya taşınan ‘su’ sayesinde uzak tutulması; güneyimizde yeni bir devletçik kurulması girişimlerine akılcı hamlelerle engel olunması…

Dışarıda bu kadar yakıcı sorun ve menfaat çatışmasından dolayı düşman varken içeride birliğin acilen sağlanması gerekiyor. Bir tarih sever olarak benim bildiğim, tarih bilinci her insana farzı ayındır, ceddimiz bir dış sefere çıkacağı zaman önce ülkede birliği sağlardı. Ardından da batıya sefere çıkacaksa doğuyu, kuzeye yürüyecekse güneyi emniyetli hale getirirdi. Ah, o aklı başında cetlerimiz şimdi nerede?

        mehmet uçar (4)xxxxxxxxxxxx_635x480

938 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Fethiye’de Konaklama Fırsatı

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 8,2940
EURO 9,7562
BIST 1,1749
ALTIN 500,29

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle