Hoşgeldiniz  
..................................................................................

HANGİSİ HAYAL, HANGİSİ GERÇEK?

4. M. Said Çelik | 09 Ağustos 2020 | KöşeYazar A- A+

HANGİSİ HAYAL, HANGİSİ GERÇEK?

 

Hepimiz çalan saati duyarak derin bir rüyadan uyandığımızda ilk başta büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz. Önce rüya ile gerçek hayatı algılamaya çalışıyoruz. Birkaç saniye önce rüyamızda yaşadığımız sevinçler, üzüntüler, insanlar, hatta yediğimiz yemeğin tadı o kadar net ve gerçek gibi ki bunun rüya olduğuna bir türlü inanamıyoruz. Peki, uyandığımızda gerçek hayata mı geçiyoruz, hangisi hayal, hangisi gerçek?

Peki, gerçek yaşamla rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın sürekli olup, rüyanın kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı sebep-sonuç ilişkilerinin bulunması mı? Bunlar temelde önemli farklar değildir. Çünkü sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde oluşmaktadır.

İnsan rüya sırasına, gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsa, aynı durum dünya hayatı için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda ‘gerçek yaşantı’ denilen daha uzun bir rüyaya başladığımızı düşünmemize engel, hiçbir mantıklı gerekçe yoktur. Elde hiçbir delil olmamasına rağmen, bu konuda herhangi bir şüphe duyulmamasının nedeni, alışkanlıklar ve önyargılardan başka bir şey değildir.

Rüya ile ilgili bir örnek, konuyu daha iyi açıklayacaktır. Beynimizin içinde bir rüya seyrettiğimizi düşünelim. Rüyada hayali bir bedenimiz olacaktır. Hayali bir kolumuz, hayali bir gövdemiz, hayali bir gözümüz ve de hayali bir beynimiz. Rüya sırasında bize nerede görüyorsun? Gibi bir soru sorulduğunda vereceğimiz cevap beynimde görüyorum olacaktır. Ama ortada gerçek bir beyin yoktur. Sadece hayali bir vücut, hayali bir kafatası ve hayali bir beyin vardır. Rüyanızdaki görüntüyü gören irade ise, rüyadaki hayali beyin değil, ondan daha ötede olan bir varlıktır.

Rüyadaki ortamla gerçek hayat denilen ortam arasında herhangi bir fiziksel fark olmadığı bilinmektedir. Öyleyse gerçek hayat denilen ortamda, nerede görüyorsun? Sorusu sorulduğunda da üstteki örnekteki gibi beynimde cevabını vermenin bir anlamı yoktur. Her iki durumda da gören ve algılayan irade, bir et parçası niteliğindeki beyin değildir.

Beyin analiz edildiğinde, yalnızca diğer canlı organlarda da bulunan protein ve yağ molekülleri gibi moleküllerden ibaret olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle, beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası “ben” denilen şeyi oluşturabilecek bir şey yoktur.

O halde beynin içinde, ışıl ışıl renkli bir dünyayı seyreden, senfonileri, kuşların cıvıltılarını dinleyen, gülü koklayan kimdir? Beynin içinde göze, kulağa, burna ihtiyaç duymadan tüm algıları hisseden bir şuur bulunmaktadır. Bu şuur kime aittir?

Bu şuur, Allah’ın yaratmış olduğu ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kulağa ihtiyaç duymaz. Bunların da ötesinde düşünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu açık ve ilmi gerçeği okuyan her insanın, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranlık mekâna, tüm kâinatı üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ışıklı olarak sığdıran Yüce Allah’ın gücünü düşünüp, O’ndan korkup, O’na sığınması gerekir.

Herkes aslında dünyanın sadece beynimizde yaratılan görüntülerden ibaret olup, imtihan olmamız için yaratıldığını anlayacağı bir an gelecektir. İşte bu an her insana ölümle birlikte gelecektir. Ölümle birlikte insanın beyninde seyrettiği dünya hayatına dair görüntü değişecek, bunun yerine ölüm anının, hesap gününün ve ahiretin görüntüsü gelecektir. Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği gibi, ölümle birlikte insan sanki bir uykudan uyanacak, rüyasından gerçek dünyaya geçer gibi, gerçek ve sonsuz hayatına geçecek, bu hayatında görüntüsü daha net ve gerçek olacaktır. Aynı rüyasındaki daha bulanık görüntüden uyanıp daha net olan dünya hayatına geçiş yapan insan gibi. Ayetlerde tüm âlemlerin Rabbi olan Allah bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman olan Allah’ın va’dettiğidir, demek ki gönderilen elçiler doğru söylemiş.” (Yasin suresi 52)

“Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte biz de senin üzerindeki örtüyü açıp kaldırdık. Artık bugün görüş gücün keskindir.” (Kaf suresi 22)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de bir hadis-i şeriflerinde : “İnsanlar uykudadır, ölümle uyanırlar.” (İmam Gazali) buyurarak bu gerçeğe dikkat çekmiştir.

Gerçek olan ölümden sonraki hayattır. Dünya hayatı ise, aynı bir rüya gibi insana beynindeki küçücük bir noktada izlettirilen bir görüntü âleminden başka bir şey değildir. Bir insanın bu görüntüye aldanıp, gerçek ve sonsuz hayatını unutması, düşünmemesi ise büyük bir gaflet ve yanılgıdır. Allah’ın bir rüya gibi gösterdiği dünya hayatına kapılıp gidenler, ölümü gerçek ve tek yaşantılarının sonu zannederler, ölümle birlikte içinde bulundukları bu gaflet uykusundan uyanacak, rüyalarından ayrılacaklar ve işte o zaman asıl gerçeği göreceklerdir.

Çok kısa bir süre düşünen herkesin asıl hayatın ölünce başlayacağını kavrayacağını düşünüyorum. Önümüzde böyle büyük bir gerçek varken asıl hayatımız olan ahiret hayatımız için gayret göstermemiz gerekmez mi?

Selam ve Dua ile …

 

 

317 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Fethiye’de Konaklama Fırsatı

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,8163
EURO 9,1520
BIST 1,1676
ALTIN 473,26

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle