Fransa’da, Güney Kore’de; daha önce de Bulgaristan ve Moldavya’da…
Karşıt görüşler üzerinden giderek düşüncelerimizi açık ederken zaman zaman birbirimizi kışkırttığımız olur; aklımız sıra karşımızdakileri mat ettiğimize inanarak onlara da bunu kabul ettirmeye çalışırız.
İşte o yöndeki tartışma boyutumuzun başat konusu da çoğunlukla, ülkelerin içine düştükleri açmazlarla derinden ilişkili olarak haklarının seçimi olan yönetim biçimi olur. Siz, Marsist Felsefe‘de(*) yer tutunca, karşınızdakilerin de sizinle aynı doğrultuda olmayacakları çok belli olduğu içindir ki, söylevler başını bir süre alıp gider.
O koskoca Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği‘nin çözülüp dağılmasıyla, yeryüzünde onların yönetimde-yürütmedeki temeli olan Marksist felsefesinin de çökerek, tarihin çöplüğündeki yerini aldığının sonucunun çıkartılması umularak, yapılan tartışmada da bu savı ileri sürenlerin bir spor karşılaşmasın da olduğu gibi elinin yukarıya kaldırılması gerektiği beklentisine içine girilir. Oysa hiç de öyle bir tutum içine girilmez; yelkenler suya indirimli verilmez; direnme elden geldiğince sürdürülür. Zaten de ülkelerin yönetim biçiminin değişmiş olması ile terk olunan o eski temel yönetim felsefenin tümden yersiz olduğu gibi bir kanıya da varılamaz.
Çoğumuz da biliriz; her birimiz okul sıralarında şöyle ya da böyle bir tarih bilgisine sahibizdir; o tarih bilgimiz içinde Çin Seddi olgusu bir biçimde söz konusu kesinlikle edilmiştir. Günümüzde öylesi bir yapının yeniden yapılması hiç kuşkusuz akıllara zarar olarak görülecektir. İyi de, kitleleri, halkları birbirinden ayırmak; kazanımları çok olan kesimin, kendini diğer yok yoksul kesimden, olası tehditlerden koruma amaçlı olarak günümüzde de duvar çekme yoluna gidilmiyor mu? Yarım yüzyıl öncesinde, en işlevsel olanı “Berlin Duvarı” idi. Doğu Berlin‘i Batı Berlin‘den ayırmaktaydı. Özgür Batı Dünyası(!), kendini, her türlü Komünist hareketten koruyacağım, diye, nice sivil toplum örgüt yapılanmalarına, nice etkin ve donanımlı kişilerin masum aykırı hareketlerine bile göz açtırmazken; karşıt dünyada yer alan yönetimlerin, o türden hareketlerini kendi toplumlarına öcü gibi göstermeyi yeğliyordu. Bu söz konusu boyuta bodoslama iyice girmeden, şu duvar çekme önlemini enine boyuna bir çekiştirelim hele. O konuda ilk dile düşen ülkelerden biri de İsrail‘dir. Sonrasında biz de güney sınırlarımızda aynı hassasiyetle hareket edip kilometrelerce beton duvar yapımına giriştik. Birde baktık ki, Avrupa’nın göbeğinde de benzer önlemler yaşama geçirilmeye başlandı. Göçmen akınını önlemek için sınırlara şimdiye değin görülmemiş; ulaşılmaz nitelikte yüksek jiletli tel örgüler çekildiği haberleri yazılı ve görsel basında günlerce yer aldı. Bu konudaki en son örnek ise daha da şaşırtıcıdır; ABD’de yeni seçilen, akademik kişiliği olmayan emlakçi ve TV. Gösteri dünyasının önde gelenlerinden biri olan Başkan Trump da seçim sürecindeki sözü olan; güney komşuları, Meksika sınırına duvar örmeyi, yaşama geçirmeye başladı.
Yukarıdaki paragraf konusunu o kadar uzatmamın nedenini şimdi açıklamaya çalışayım: Çin Seddi‘nin yapılış tarihi çok eskidir; neredeyse iki bin yıllıktır. Bu, ülke sınırlarına duvar çekme önlemi, onca asırlar eskimeyip yeniden güncel olabiliyorsa; demek oluyor ki, ülkelerin yakın zamanda terk ettikleri o toplumsal temel yaşam felsefesi içeriği(!) de bir daha hiç yeniden geri gelmeyecek sanılmasın. Yazımın başlığında da zaten buna göndermede bulunuyorum; o adları verip belirttiğim ülkelerde yakın geçmişte yeni seçilen devlet başkanları ya da cumhurbaşkanları sol kesimdendirler. Daha da açıkçası temelinde Marksist düşünce olan felsefeyle donanmış kişilerdir. Onlardan en yakınımızda olanı ise şimdilerde pek haberleri basınımızda yer almayan, göreve geldiğinde İncil üzerine yemin etmeyen, takım elbisesi üzerine de kıravat takmayan Yunan Başbakanı Çipras‘dır.
Örneği ötelerde aramaya bence gerek de yok; sevsek de sevmesek de burnumuzun dibinde o felsefeden gelen birileri var. Onca sağ kesim geleneğinden gelen önderler arabayı devirip gidince, iki yakayı bir araya getirmek, kimlere kalıyormuş, herkes bir görmeli.
İyi haftalar…
_________
Not: Metin kıyısında konuyla ilgili olarak yer alan resimde görülen iki kişiden önde olanı Karl Marx; yan görünen ise Friedrich Engels‘dir.
(*) İlginçtir; 10 Nisan akşamı, TELE 1 Tv ekranında, kayan alt yazılı haber akışında ABD’nin California eyaletinde bundan böyle Komünist oldukları için hiç kimse işinden atılmayacakmış. Biliyorsunuz, daha önce de Başkan Trump’ın seçildiği o süreçte Demokrat Parti’den ön seçim yarışına girenlerden bir senatör de açıkça “Sosyalist” olduğunu belirtmekteydi.




















