Bir Okur, Bir Yazar – Sultan Ünal
Evet efendim, nerede kalmıştık? Annie Ernaux diyorduk.
Ernaux’nun “otososyobiyografi” olarak adlandırılan romanları kısa, net ve derin bir anlatımla kaleme alınır. Bu yazım tarzı Fransız edebiyatında zamanla “plak yazım” olarak da anılmaya başlanmıştır. Amaç, yaşanan deneyimi nötr bir duygu perspektifiyle, olduğu gibi kayda geçirmek ve yorumu okura bırakmaktır.
Bazı eleştirmenler bu biçimi aynı zamanda yeni çağın anlatı formu olarak da değerlendirir. Teknolojinin hızlandırdığı çağımızda zaman algısı değişirken, bu dönüşüm edebiyata da yansımaktadır. Uzun anlatılar ve ayrıntılı betimlemeler yerini giderek daha yoğun, daha kısa ama ustalık gerektiren anlatım biçimlerine bırakmaktadır. Hikayeler kısalmakta, anlar daralmakta; fakat derinlik başka bir anlatım tekniğiyle korunmaktadır.
Annie Ernaux’nun romanlarını da bu yeni anlatım biçiminin öncü örnekleri arasında sayabiliriz. Kitapları kısa ama son derece yoğun ve derindir. Yazarın eserlerinden sekizi Türkçede okurla buluşmuştur.
Boş Dolaplar (1974); İlk romanı olan bu kitapta Ernaux, ailesinin, ülkesinin ve yaşadığı çağın toplumsal atmosferi içinde çocukluk deneyimlerini genç kızlık dönemine kadar taşır. Anne ve babasının kızlarına karşı sevecen tutumuna rağmen Annie büyüdükçe ebeveynlerine karşı hisleri değişmeye başlar. Roman boyunca sınıf atlama sancısının yarattığı derin utanç duygusuna da tanıklık ederiz.
Babamın Yeri (1983); Yazarın babasının ölümünden yıllar sonra kaleme aldığı bu eser, baba-kız ilişkisini merkeze alır. Ernaux, babasıyla ilişkisini, annesine duyduğu sevgiyi ve çekirdek ailesine dair anılarını genç kız Annie’nin bakış açısından, aktarır.
Bir Kadın (1987); Bu romanın kahramanı ise annesidir. Annesinin ölümünden sonra yazdığı kitap, “Sanırım artık onu yaşatma sırası bana geldi.” sözleriyle başlar. Ernaux, bu eserinde annesinin hayatını anlatırken adeta ona olan borcunu öder gibi, güçlü bir hatırlama ve tanıklık metni ortaya koyar.
Yalın Tutku (1991); Bu kitapta yazar, arzuya teslim olmanın deneyimini bütün çıplaklığıyla anlatır. Bir noktada dipnot düşerek hikayedeki kişinin kim olduğunun aslında hiçbir önem taşımadığını, asıl anlatının kendi duygularının serüveni olduğunu belirtir. Böylece anlatının öznesinin kişi değil, duygu olduğunu vurgular.
Olay (2000); Bu kitapta genç bir kadının yasak bir kürtaj deneyiminin sarsıcı gerçekliği anlatılır. Ernaux kendi yaşamından yola çıksa da, olayı son derece mesafeli ve nötr bir anlatımla aktarır. Kürtajın yasak olduğu bir dönemde yaşanan korku, yalnızlık ve çaresizlik; kimseye anlatamama hali, yurtta kendi başına çözüm arayışı ve ardından yaşanan ağır sonuçlar okura çarpıcı bir gerçeklik duygusuyla ulaşır.
Seneler (2008); Yazarın en kapsamlı eserlerinden biri olan bu kitapta kişisel hafıza ile kolektif bellek iç içe geçer. Ernaux, çocukluk yıllarından kitabı yazdığı döneme kadar uzanan Fransa’nın toplumsal ve tarihsel dönüşümünü parçalı ama güçlü bir anlatıyla panoramik biçimde sunar. Hatta Ernaux, kendi yazın dünyasını anlamak isteyen okurların özellikle “Seneler” romanını okumaları gerektiğini söyler. Bu aynı zamanda yazarın en uzun kitabıdır.
Kızın Hikayesi (2016); Bu eser, genç bir kadının kendi geçmişiyle yüzleşmesinin kaydıdır. Bir yaz tatilinde gittiği kampta yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak, erginlenme sürecine ve gençliğin kırılgan anılarına odaklanır.
Genç Adam (2022); Bu kitapta ise yaş farkı üzerinden arzunun, zamanın ve bakışın yönü sorgulanır. Ernaux her kitabında hayatın içinden bir kesiti damıtarak okurun önüne bırakır; duyguyu seçmek ise yine okura kalır.
Annie Ernaux’nun şu sıralar yeni bir roman üzerinde çalıştığı da söyleniyor. Bu kez kendi yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biri olan boşanma sürecini konu ediyormuş. Türkçeye “donuk jöle” gibi çevrilebilecek bir başlıkla yayımlanacağı konuşuluyor.
Yolu açık olsun. Ben heyecanla yayımlanmasını bekliyor ve sizlere de Annie Ernaux okumanızı tavsiye ediyorum efendim.





















