Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ...................................................................................

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 24 Eylül 2020 | Eğitim, Genel, Güncel, gundem, Kültür, Mugla, Siyaset, siyasi A- A+

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

 

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

 

www.hakanbirol.com

 

 

 

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta Herkes Unut Dedi kitabıyla tanıdığımız “Orbay GÖKSU ” var.

 

Merhabalar Orbay Bey. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

 

Çok teşekkür ederim. Röportaj teklifiniz beni oldukça mutlu etti.

 

Aslen Erzurumluyum. İktisat fakültesini bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümü ve ardından Anadolu üniversitesi Adalet bölümüne halen ve keyifle devam ediyorum.

 

Uzun yıllardır Muhasebe/Yeminli Mali Müşavirlik/Denetim sektöründe birçok firma ve kuruma danışmanlık hizmeti vermekteyim. Bunların dışında sosyolojik makaleler olmak üzere, olay öyküleri yazmaktan da çokça keyif aldığımı söyleyebilirim.

 

Ailem ile vakit geçirmekten ve spor yapmaktan çok hoşlanırım.

 

Müzik olarak nostaljinin yanı sıra İspanyol müziklerine oldukça merakım var. Film olarak siyah beyaz filmlerini ayrı bir yerde tutuyorum. İzlerken çokça keyif alıyorum.

 

Evli ve 2 çocuk babasıyım.

“Herkes Unut Dedi” kitabınızdan bahsedecek olursak okurlarımızı kitabınızda neler bekliyor? Nasıl sürprizlerle karşılaşacağız?

 

Küçük bir bölümü bizzat başımdan geçen kitaptaki olaylar, iki gencin tutkulu bir aşk hikâyesinin sona ermesinin ardından devam eden sırlı olaylar dizisini ele alıyor. Öyküm büyük oranda yaşanmış gerçeklere dayalı.

 

Okurları dokunaklı bir aşk hikâyesi bekliyor. Ancak farklı bir durum var, kahramanımız akla hayale gelmeyecek sorunlarla karşılaşıyor ve aşk hikâyesi yerini amansız bir mücadeleye bırakıyor.

 

Roman yazmak başlı başına maharet isteyen bir iştir. Sadece yaşanmışlıklar romanı yazmaya yetmeyebilir. Bu durumda kurgusal öğeler devreye girer. Sizin romanınızı bu yönden nasıl değerlendirebiliriz?

 

İlgi alanım ve keyif alarak yazdığım, sosyolojik makale ve kısa öyküler aslında. Bu makaleler bazen çevremdeki insanların yaşanmışlığından bazen denk geldiğim internet haberleri ya da TV öğlen kuşaklarında yer alan programlardan feyz alınarak yazılmış makaleler. İlgimi çeken konular olduğunda gerek TV’den gerek internet ve diğer görsel ve yazılı basından oldukça faydalanırım. Herkes Unut Dedi romanımın kaynağı da tamda burası aslında.

 

İzlerken hadi canım bu kadarı da olmaz dediğim olaylar aslında birebir yaşanmış gerçeklikler. Kitapta ise bu gerçekliğe dayalı olayları olduğu gibi anlatmak yerine güzel bir aşk hikâyesine dayalı anlatmayı daha uygun buldum.

 

Bu bağlamda romanımda kendi hayatımdan parçalar tabiî ki var. Bazı bölümler bizzat başımdan geçen olaylar. Herkes Unut Dedi’nin güzel bazı yerleri varsa bunlar herhalde yaşanmamış olanlardır. Peyami Safa’nın “roman yazmak olağanı olmuş gibi gösterme sanatıdır” şeklinde güzel bir sözü vardır. Üstadın da dediği gibi kitabımda yaşanmamış olaylar, yaşanmışlardan daha gerçekçi gibi duruyor bana göre.

Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

 

Yazmaya nasıl başladığım konusu çok net değil açıkçası. Yazma dürtüsü çok eskilerden beri vardı hayatımda. Ama öykü yazmaksa söz ettiğimiz, askerliğin kısıtlı ve sıkıntılı zamanlarıydı diyebilirim.

 

Yazmak tek başına yapılan bir iş aslında. Fakat ortaya çıkan öyküyü güvendiğiniz birilerinin fikrini almadan yazmak kolay değil açıkçası. En azından ilk kitap öncesi için bu böyle oldu. Böylesi bir yardım alınca biraz daha cesaretleniyor insan.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

 

Yazmak hele hele kitap yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iş bu gerçekten doğru. Bir hikâyeniz var ve bunu yazıya dökmek istiyorsunuz fakat bunu geliştirmek ve yazıya dökmek için epey bir zamana ve sabra ihtiyacınız olacak.

 

Bu bağlamda kafamda hikâye fikri oluştuktan sonra hazırlanma süreci içerisinde sayısız film izlemeleri, kitap okumaları, onlarca sayfa yazım denemeleri neticesinde ortaya içime gerçek anlamda sinen bir çalışmanın çıktığını söyleyebilirim.

 

Bir hikâyeniz varsa önce onu yazıya aktarmayla başlamalı diye düşünüyorum. Hiçbir kurala uymadan akıllarından ne geçiyorsa yazmalı. Gerçek anlamda bu işe kalkışmışsa bir yazar adayı, hikâyesini yazdıktan sonra tertip düzeni için sevdiği yazarları sıklıkla okumalı. Bu saatten sonra görecektir ki sevdiği yazarın kitabı ona daha da farklı gelecektir; anlatım biçimini, hayal dünyasını ve hayal dünyasında yarattığı karakterleri, karakterleri konuşturma ve geliştirme biçimlerini farklı bir gözle yorumlamaya başlayacaktır. İster istemez bu gözlemler yazdıklarına yansıyacaktır. Tabi yine işin ehline danışmak ve fikir almak çok önemli bana sorarsanız.

 

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

 

Gerçekliğe dayalı hayat hikâyelerini, değerli kişiliklerin otobiyografi yazılarını okumayı severim. Yine dönemini yansıtan yazarların romanlarını okumaktan büyük keyif alırım. Birçok yazarı takip ediyorum fakat Peyami Safa’nın kitapları çok farklı bir yerde konumlandırıyorum. Yazım dili, anlatım biçimi dönemin hayat şeklini ve atmosferini ustalıkla anlattığı kitapları başucu kaynaklarım arasında yer aldığını söyleyebilirim. Genel olarak Türk Klasikleri başımın tacıdır.

 

 

 

 

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

 

Bu soruyu toplum bilimci bir yazar olarak cevaplamak isterim.

 

2008-2019 yılları arasında yapılan araştırmaya göre ülkemizde okuma oranları yüzde 30’dan yüzde 42’ye yükselmiştir. Bu anlamda açıkçası çokta karamsar değilim. Yavaş da olsa, hızlı da olsa bu oran artıyor.

 

Bu okuma oranlarını Avrupa’dan kıyasla şöyle yorumlayabiliriz Avrupa’da sosyal medyanın etkisiyle görselliğin ağırlık kazanması nedeniyle gençlerde kitap okuma azalırken, bizde tam tersi her ikisi birden artıyor. Çünkü gençlerin başarılı olmak için okumak ve kendilerini geliştirmenin dışında pek bir şansı yok. Geçmişten gelen okumanın yararı konusunda toplumumuzda genel kabul görmüş bir olgu var. Daha iyi bir hayata ulaşma arzusunun sadece eğitimle olabileceği yıllardan beri değişmeyen bir olgudur.

 

Bir yazar olarak konuyu tekrar ele alırsak, bu anlamda yine iyimserim. Hatta bu konuda genç nesle hayranım. Özellikle kitap fuarlarına olan genç neslin ilgisi oldukça memnun edici. Okuma oranının düşüklüğü konusu en azından bulunduğum çevre için geçerli değil. Güzel ve kaliteli genç okuyucu kitlesiyle birlikteyiz diyebilirim.

 

Değerli Orbay Bey, bize vakit ayırdığın için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

 

Estağfurullah Hakan Hocam. Bu fırsatı verdiğiniz için ve bu güzel sorular için çok teşekkür ederim.

 

286 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Fethiye’de Konaklama Fırsatı

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,9513
EURO 9,3894
BIST 1,1803
ALTIN 487,25

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle