Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ................................................................................... .................................................................................

ZOR ZAMANDA KONUŞMAK

6. Mehmet Uçar | 25 Ocak 2016 | KöşeYazar A- A+

ZOR ZAMANDA KONUŞMAK

Değerli okurlarım, ülkelerin temel meselelerini öncelikle ‘meselesi olan adamları’ konumundaki entelektüelleri, münevverleri, konuşmanın ve yazmanın en zor anlarında dahi dert edinip konuşmak ve yazmaktan yana tavır koyarak mesele etmezlerse konu ne olursa olsun hiçbir zaman sağlıklı bir çözüm için kapı aralanamaz. Gelişmiş ülkelerin tercihi de olan bu net bilgiye rağmen bizde ise adet genelde şöyledir: Anayasa mı değiştirilecek, en son onlara mikrofon uzatılır; terör nasıl mı bitirilir, kıyıda köşede ancak yer bulabilirler; çöken dış politika mı geliştirilecek, kapılarına geçerken şöyle bir uğranılır; tökezleyen eğitim sistemi mi masaya yatırılacak, siyasetin popülist direktifleri için kapıları bir ihtimal çalınabilir. Oysa bu elit zümre, en dinamik beyin yapısı olması hasebiyle bir ülke için ne kadar da kıymetlidir değil mi?

Hiçbirimizin itiraz edemeyeceği bu ilmi hakikate rağmen peki biz ülkece yahut İslam coğrafyası olarak kronik problemlerimizi niçin çözemiyoruz? Elbette bu durumun birbirinden faklı ve birbiriyle ilintili birçok sebebi olabilir; fakat bunlar bir öncelik sıralamasına tabi kılındığında şahsen benim ilk maddem, sorunları kendi mecrasında ele alabilen derinlikli bir entelektüel birikim ve objektif bakış açısı eksikliğidir. Maalesef bizde akademinin toplumdan ve onun meselelerinden kendisini soyutlaması giderilemeyen tek sorun değil. Kendilerini toplumsal meselelere karşı daha duyarlı gösteren akademik çevrelerinin, müzmin bir aydın hastalığı olan ideolojik prangalardan kurtularak ele aldıkları konuyu çok boyutlu tartışamamaları ise kapanmayan diğer bir yaramız. Yaşanan terör hadiseleri üzerine kamuoyuna yansıyan son akademisyen açıklamalarına baktığımızda bu hazin gerçekle bir kere daha karşılaşmaktan dolayı gülümsüyor insan.

28 Şubat post modern darbe sürecini hatırlıyorum mesela; en doğal bireysel hak olan başörtüsü mevzuuna hep rejimin o günkü refleksleri açısından yaklaşan akademisyenlerin konuştuğu, diğerlerinin ya sustuğu yahut da susturulduğu günleri. Haliyle üniversal düşüncenin devletin o zamanki uygulamalarından bağımsız olamayacağı gibi bir algı oluşuyordu etrafta. Bu algı, kamuoyunu yönlendirme amacını taşıyan hakim güçlerin bilinçli bir tercihi olduğu kadar hem onlara destek veren akademik çevrelerin hem de zor zamanda konuşabilecekken konuşmayan, ülkeyi teslim alan fırtınanın geçmesini bekleyen üniversitelerin katkısıyla şekillendiriliyordu. İtiraz cesareti olan cılız bir iki muhalif ses de, sesine yüksek perdeden anlamlı bir yankı bulamayınca küsüp köşesine çekiliyor ve mevsimin kendi kendine ılımasını bekliyor.

Şimdilerde bölgede olup bitenden sıradan vatandaşlar olarak tam da haberimizin olmadığı terörün bugünlerini hazırladığını en tepe konumdaki yetkililerimizin bile itiraf ettiği ‘çözüm sürecini’ kaç üniversite tartıştı örneğin. Eğer daha yoğun ve kararlı bir gündem maddesi olarak üniversitelerin kamu yönetimi, hukuk, siyasal bilimler, uluslararası ilişkiler bölümleri ve enstitüleri kafa yorsaydı ben eminim ki bugün yaşanan tarifsiz acılar yaşanmaz ve dahası terör örgütünün şehirlerde yapılanması engellenebilirdi. O cicim günlerinde sürecin büyüsü bozulur, pişmiş aşa su katan ben olmayayım diyerek meseleyi çok yönlü irdeleyen konferanslar, paneller düzenlenmeyince siyaset mekanizmasının önünü açan, onun yürüttüğü faaliyetlerin sağlamasını yapabileceği öngörülü etkinlikler olmayınca çoğumuz ‘Terör bitiyor, analar ağlamasın!’ korosuna katılarak uykuya yatırıldık. Uyandığımızda ise artık acısının ağıdı yükseliyordu göğe.

Geçen haftaki sayıları bini aşan akademisyenin açıklamaları ise ele aldıkları meseleyi sadece kendi ideolojileri ya da örgütsel bağlantıları açısından ele aldıkları izlenimi veren bir muhteva taşıyordu. Akılla okunduğunda üzerinde fazla durulmayacak bir açıklamaydı; onlarcasını daha evvel de duyduğumuz, yine üniversiteden bir başka açıklamayla karşılık verilebilecek denli taraflı bir metindi. Ama bu defa gündem oluşturma konusunda zorlanan ve patinaj yapan siyaset kurumunun can simidi oluverdi ve bir manada da abartılarak reklamı yapılmış oldu. Aslında içeriğine hiç de katılmadığım o metin vesilesiyle terörün nasıl ülkenin gündeminden düşürüleceği farklı bakış açılarına sahip akademisyenler tarafından pekâlâ enine boyuna konuşulabilir ve ülkemizin krizden kalıcı bir şekilde çıkışı için yeni bir yol daha önerilebilirdi. Zira silahlı yöntemlerle yalnızca teröristle mücadelenin yapılacağı, terörle mücadeleninse çok daha bütünlükçü stratejiler geliştirilmesini zorunlu kıldığı acı tecrübeye ve dünya örneklerine bakıldığında görülüyor.

İnsan, hangi konu olursa olsun bir süre sonra kanıksıyor ve bazen de olup bitenden uzaklaşabiliyor. Oysa biz duysak da duymasak da gelişmeler sıkıntıların artarak devam ettiğini gözümüzün içine sokuyor. Sayıları on yıl öncesine göre 70’ten 170’lere ulaşan üniversiteler, şu zor zamanda konuşmayacak da ne zaman yaralara merhem olacak. Sosyal olayların çözümünde 30 yıllık bir süre az sayılamaz; bazen de nihai aşamaya varmak için önünüzde bir 30 yıl daha olmayabilir. Akademinin elini taşın altına koyarak eğitimden dış politikaya, terörden gelir dağılımına, işsizlikten ahlaki erozyona, inovasyondan dini anlayışlara, çevre kirliliğinden iklim değişikliklerine kadar acilde bekleyen onca meseleyi dert edinmesi icap ediyor. Her türlü çözümü teknolojideki gibi, batı bulur biz de onlardan alırız mı diyoruz? O vakit yandı gülüm keten helva…

mehmet uçar (4)xxxxxxxxxxxx_635x480

2032 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
BIST 1,1787
ALTIN 477,20

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle