Hoşgeldiniz  
..................................................................................

Köşe yazısı Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ NAZIM 118 YAŞINDA

Erkan Ilik | 20 Ocak 2020 | Kültür A- A+

NAZIM 118 YAŞINDA
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ

“Unutabilir miyim seni hiç?/Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim/ hikâye, şiir yazmayı/ve erkekçe kavga etmeyi senden!”

 

Yukarıdaki dizeler Nazım ile birlikte Bursa Cezaevinde yatan Orhan Kemal’in tahliye olduğunda Nazım için yazdığı şiirden… 15 Ocak 2020 şiirimizin usta, yürekli kalemi Nazım Hikmet’in 118. doğum günü. Bizim kuşağın mutlulukta, mutsuzlukta, yürüyüşte, mücadelede, aşkta, sevgide dizeleriyle hayat bulduğu Nazım Hikmet, yüreklerde, beyinlerde yaşamaya devam ediyor.

Nazım Hikmet adıyla ilk kez 1960 ‘lı yılların sonunda Ortaklar İlköğretmen Okulu öğrencilik yıllarında karşılaştım. Zor koşullarda şiirlerine ulaşabilmiştik. Ezberimde her zaman olan “Davet” şiiri ve şiirdeki “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ve bir orman gibi kardeşçesine, /bu hasret bizim” dizeleri yaşam boyu adeta hayat felsefemiz oldu. Dizelerdeki özgürlük ve evrensel kardeşlik kavramı ancak bu kadar verilebilirdi. Üniversite yıllarında “Kuvayi Milliye” ile karşılaştım. Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal aşağıdaki dizelerle anlatılıyordu: “Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu./ Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki/ şayak kalpaklı adam/nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/güzel, rahat günlere inanıyordu/ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,/ birdenbire beş adım sağında onu gördü./Paşalar onun arkasındaydılar./ O, saatı sordu./Paşalar: «Üç,» dediler./Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./Yürüdü uçurumun başına kadar,/ eğildi, durdu./Bıraksalar/ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı”. Üniversite yıllarında yine İzmir’de Elhamra Sinemasında Genco Erkal’ın “Kerem Gibi”oyunu ve Nazım’ın tüm şiirleriyle hemhal olma durumu. Kulaklarımızdan silinmeyen “Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”  dizeleri…

Nazım, Kuvayi Milliye destanını  çok zor koşullarda, hapishanede yazar. Soner Yalçın’ın aktardığına göre önce Mustafa Kemal’in “Nutuk” kitabını okur. Daha sonra dayısı Ali Fuat Cebesoy’dan gerekli bilgi ve belgeleri alır. Hapishane arkadaşları ve ziyaretine gelenlerle konuşarak İstanbul tevkifhanesinde 1938’de başlayan bu çalışma 1940 yılında nakledildiği Çankırı cezaevinde devam eder ve sonra 1941 yılında da Bursa cezaevinde tamamlanır. Nazım daha sonra 48 yaşında askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gider. Bu şiirlerin bir bölümü ilk kez 1965 yılında Yön dergisinde Doğan Avcıoğlu tarafından yayınlanır. Kuvayi Milliye (Milli Kuvvetler) ilk kez 1968 yılında Bilgi Yayınları tarafından kitaplaştırılır. 1974 yılında da eksiksiz haliyle basılır. Üniversite yıllarında Nazım’ın KuvayiMilliyesi düşünsel gelişim sürecimizde çok etkili olmuştu, mitinglerde ve yürüyüşlerde coşkuyla okunurdu.

Hasan-Ali Yücel 1938’de Milli Eğitim Bakanı olur ve aydınlanma düşüncesini 1940’lı yıllara onurla taşır. Onun döneminde Tercüme Bürosu, Köy Enstitüleri, Opera, Bale, Konservatuar, Özerk Üniversite Yasası, Mesleki Teknik Eğitim, Ansiklopediler, şuralar ve pek çok alanda yenilikler ülke hayatına girer. Yücel, 1941 yılında Ankara Operasında ilk oyunun “Madam Butterfly” olmasını opera müdürü Ferit Alnar’danister . Ferit Alnar bir hafta sonra bakana geldiğinde oyunu tercüme edecek birisini bulamadığını söyler. Yücel mutlaka bulmasını ister. Bir hafta sonra Ferit Alnar bakana koşarak gelir ve Çankırı cezaevinde yatmakta olan Nazım Hikmet’in bu oyunu tercüme edebileceğini söyler. Yücel, Nazım Hikmet’e rica mektubu yazar. Ferit Alnar ve Nazım Hikmet Çankırı cezaevinde birlikte çalışarak oyun tercüme edilir ve operanın ilk eseri olarak sahnelenir. Nazım daha sonraki dönemde cezaevinde tercüme bürosunun talebiyle Tolstoy’un “Harp ve Sulh” kitabını da tercüme eder. Bu olayı Hıfzı Topuz’un Nazım kitabından ve Talip Apaydın ile yaptığımız bir söyleşide dinlediğimde çok etkilenmiştim ve Yücel ile Nazım’ı selamlamıştım. Yaşar Kemal de bir söyleşisinde; ülkemiz insanlarını evrensele taşıyan üç önemli değerin altını çizer. Bunlar; Mustafa Kemal ve Ulusal Kurtuluş Savaşı, Türk şiirinin büyük ustası Nazım Hikmet ve yoksul köy çocuklarının eğitim hakkını gerçekleştiren Köy Enstitüleri olduğunu söyler.

Nazım’ın şiirinde Türkçe’nin tüm estetik zenginliği, Nazım’ın olağanüstü birikimi, yaratıcılığı ve sosyalist kimliği var. Piraye’ye yazdığı şiirlerde içinde bulunduğu koşulları ve özlemi “Ne güzel şey hatırlamak seni/ ölüm ve zafer haberleri içinden/ hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken”dizeleriyle ifade eder. Bu şiirlerde hep hayatı sorgulamak ta vardır: “O şimdi ne yapıyor/şu anda, şimdi, şimdi?/Belki dizinde bir kedi yavrusu var/okşuyor/Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir/her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren/sevgili, canımın içi ayaklar! /Ve ne düşünüyor/beni mi?/Yoksa/ne bileyim/fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?/Yahut, insanların çoğunun/neden böyle bedbaht olduğunu mu?/O şimdi ne düşünüyor/şu anda, şimdi, şimdi.” 25 Eylül 1945’te hapishanede  yazdığı şiirde umut vardır: “Saat 21/Meydan yerinde kampana vurdu/ nerdeyse koğuşların kapıları kapanır/Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz /8 yıl…/Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim/yaşamak/ seni sevmek gibi ciddî bir iştir” Nazım hapishanelerde umudunu hiç yitirmeden seven, üreten ve toplumsal eleştirilerini yapan bir şairdir. 6 Aralık 1945’te yazdığı şiirin dizelerinde memleket ve özgürlük beklentisi aşağıdaki dizelere yansır: “Ve elbette ki, sevgilim, elbet/ dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya/ dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle işçi tulumuyla/ bu güzelim memlekette hürriyet”

Türkiye sağı, maalesef hamasetten beslenir. Bu nedenle kendisi gibi düşünmeyen tüm sol aydınlara karşı “vatan haini” suçlamasını hep yapmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı en çarpıcı şekilde anlatan Nazım için de bu yapılmıştır. Nazım aşağıdaki dizelerle yanıtını verir. : “Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ/. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet/ Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ/ Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla/ Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet/ Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ/ Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim./Vatan çiftliklerinizse/kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan/ vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,/ vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın/ fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan/ vatan tırnaklarıysa ağalarınızın/ vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa/ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,/ vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa/ vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan/ben vatan hainiyim/ Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla/Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ”. Bu dizeler anti-emperyalist  bir bilincin dizelerdeki karşılığıydı.

Üniversitemde 2004-2005 ‘li yıllarda aktif eğitim tartışmalarında özgür insan, sürüdeki insan ve gocuklu celepler kavramını tartışırken Nazım bizlere hep yol gösterdi. Nazım’ın 1947’de yazdığı “Akrep Gibisin” olağanüstü bir toplum ve insan  davranışıgözlemini yansıtıyordu ve hala güncel karşılığı olan bir şiir : “Akrep gibisin kardeşim/korkak bir karanlık içindesin akrep gibi/Serçe gibisin kardeşim/serçenin telaşı içindesin/Midye gibisin kardeşim/midye gibi kapalı, rahat/Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim/Bir değil/beş değil/yüz milyonlarlasın maalesef/Koyun gibisin kardeşim/gocuklu celep kaldırınca sopasını/sürüye katılıverirsin hemen/ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye/Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani/hani şu derya içre olup/deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf/Ve bu dünyada, bu zulüm/senin sayende/ Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer/ ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak/kabahat senin/demeğe de dilim varmıyor ama/kabahatın çoğu senin, canım kardeşim”

Nazım Hikmet yaşamı boyunca ülke özlemi içinde olan bir yurtseverdir. Varna’dan yazdığı “…Bir vapur geçer Varna önünden/ uy Karadeniz’in gümüş telleri/ bir vapur geçer Boğaz’a doğru/Nazım usulcacık okşar vapuru/yanar elleri.” Bu dizeler hasretin şiirleridir. Nazım hep umudun şairi  deolmuştur, hep güzel ve güneş günlere yönelik özlemini “Güzel günler göreceğiz çocuklar/ Motorları maviliklere süreceğiz/ Çocuklar inanın inanın çocuklar/ Güzel günler göreceğiz güneşli günler” dizelerine taşır.

İyi ki bu dünyadan Nazım Hikmet geçmiş. Ne mutlu onun gibi yürekten, gülerekten yürüyenlere, eşitlik özgürlük ve adalet için emek verenlere… Nazımın Işığı Sönmeyecek… Nazım Hikmet’e doğumunun 118. Yılında sevgi ve saygıyla.

 

876 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,3393
EURO 8,6232
BIST 1,1744
ALTIN 479,04

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle