Hoşgeldiniz  

KATLİÂMLAR, KİTAPLAR VE ANADOLU MİTOLOJİSİ

Metin Denizmen | 08 Ağustos 2019 | KöşeYazar A- A+

KATLİÂMLAR, KİTAPLAR VE ANADOLU MİTOLOJİSİ

 

Havalar sıcak, nem her zamanki gibi bunaltıcı. Atadan kalan bir yaylamız da olmayınca, evimiz ve bahçemizi tavaf etmekteyim Kâbe misali, etrafında gün boyu pergel gibi dönerek gölge ve rüzgâr kollayarak. Hele klima yasak edildiğinden beri Temmuz ve Ağustos aylarını kara aylar kabul ettim.

Neyse, serin bulduğum köşelerde kitaplarımla hemhâl olma fırsatı buluyor ve kışın listeme aldığım kitapları bu hârlı günlerde okuyorum yoğun olarak.

Bahar aylarında yaptığım Amerika ve Meksika gezilerim başıma çok işler açtı, çok bilgiye ihtiyacım var. Amerika kıtasına, 1492 yılında, dönemin Katolik Papasının kutsayarak yolladığı Kolomb ve eşkıya ordusu,tam dörtyüz yıl boyunca Amerika’nın yerli halkları olan Kızılderililere kan kusturmuş, kendilerini en değerli hazinelerini armağan ederek karşılayan Pequetler’e, Mohikanlar’a, Tainolar’a, Creekler’e ve Siou’lara ve tüm diğer yerli halklara olmadık işkenceler ve katliamlar uygulayarak 50 milyon Kızılderili’nin öldürülmesine yol açmışlardı.

Dominikan Rahibi LasCasas, bu katliamlara kısmen ortak olduktan sonra dayanamamış, biraz da Franciskan misyonerlerini dönemin İspanyol kralına gammazlamak adına “ Kızılderili’ler Nasıl Katledildi? “ isimli kitabı yazmış ve duyguları donduran Kızılderili ölümlerini anlatmıştı. Okuduğum gece kâbuslar içinde fırladım yatağımdan sık sık, zira okuduklarım Stephan Hawking’in kurgu kitaplarına bin basardı.

Ardından, yine bu uğursuz dört yüz yılın kanlı bilânçosunu devlet arşivlerinden ve görüşebildiği Kızılderililerden aldığı bilgilerle derleyenDeeBrown’un  dev“ Kalbimi Vatanıma Gömün “ kitabı geldi. Açıkçası, yarıda bırakıp, ayracı koydum son okuduğum sayfaya, zira bu sıcakta tansiyonumu yükselltiğini hissettim kanlı sayfalarda ilerledikçe.

Sonra, Meksika’ya, kadîm Maya kültürünün yeşerdiği ve son nefesini yine işgalci İspanyol sömürgeciliğin silâhları karşısında Maya coğrafyası Yukatan Yarımadasını gezmiştim on gün boyunca.

Mayalar’ı tanıma ve anlama ihtiyacı hissettim, karşıma Michael Coe’nin “ Mayalar “ isimli kült eseri çıktı.

Bir dostumun davetiyle çıktığım Mavi Yolculuk, tam anlamı ile bir terapiye dönüştü. Fethiye’den Sedir Adası’na uzanan altı günlük yelken seyrinde, cildim alerjik reaksiyonlardan, yüreğim insanî eziyetlerden ve en önemlisi hafızam nakşedilmiş Kızılderili ve Maya halkları katliamlarından arındı bir süreliğine de olsa.

Mavi Yolculuk, sadece deniz, rüzgâr ve yelken demek değil elbette, bize bu kavramı miras bırakan Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, Sebahattin Eyüboğlu gibi aydınların bir tezi vardı; Anadolu öyle güçlü kültürel bir yapıya sahipti ki, Ege sahillerinden İyonya’ya, genelinde antik Yunan kültürüne ihraç edilmişti tüm Tanrılar, Tanrıçalar, mitolojik unsurlar ve felsefeciler, tarihçiler ve en önemlisi şairlerin tümü Anadolu’luydular.

Bu gezide yoldaşım, Azra Erhat’ın “ Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı “ isimli kitabı oldu. Anadolu kültürünü, Balıkçı’nın tezlerini ve çok yönü sanatını, Azra Erhat’a yazdığı ve sandıklarda gönderdiği mektuplarda Anadolu söylencelerini okudum kırkbeş yıl sonra.

Truva Savaşını bir kez daha okuyorum bu kaynaktan; malûm Fatih Sultan Mehmet de, Mustafa Kemâl Atatürk de dünyaya ibret dersi olan zaferlerinden sonra atıfta bulunarak; “ Truva’nın öcünü aldık “ demişlerdi.

Efsane bu ya, Tanrıların babası Zeus, Truva savaşında tüm Anadolu halklarının komutanı Hektor’dan yana, ama karısı kıskanç ve belâlı Hera Yunanistan’dan gelen Akhalar’ın galip olmasını istiyor. Zeus,İda Dağının zirvesinden savaşı izliyor ve gerekirse savaşı Anadolu’dan yana çevirmeye hazır.

Ama;Hera Zeus’u Afrodit’in sütyenini takarak tahrik eder. Hovarda Zeus, bu sütyeni görünce dayanamaz ve kırk yıllık karısına seslenir; İlyada Destanı’nda; “ Ne olur Hera / yatalım gel, sarmaş dolaş olalım yatakta doyasıya. “

Anadolu’luHektor savaşı kazanmak üzereyken, Zeus’un Hera’ya buluttan yataklar yaparak hâlvete girmesinden istifade eden Aşil, Hektor’u öldürerek savaşı kazanır.

Ahmet Arif’in;  “ Beşikler vermişim Nuh’a / Salıncaklar, hamaklar / Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır / Anadolu’yum ben /  Tanıyor musun?dediği Anadolu’nun halkları böylece büyük bir hezimet yaşarlar.

 

Neyse; bir yaz daha bitiyor, şunun şurasında taş çatlasa bir ay daha söyleneceğiz sıcaklara, sonra kadîm topraklarımıza simîn güneş ışıkları düşecek, dağlarını, yaylarını, karlı zirvelerini dolaşacağız, anılar dağarcığımızı dolduracağız tekrar.

 

Kızılderililer, Mayalar derken Hera’nın dişiliğine mağlup olan Anadolu’muza kısa bir tur yaptık.

 

Hasan Hüseyin’e rahmet olsun;  “ Bir yanımız yaprak döker, / Bir yanımız bahar bahçe “

295 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 5,7548
EURO 6,3912
BIST 7,5703
ALTIN 272,49
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2019 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.