Hoşgeldiniz  
...............................................................................................

 GÖZYAŞLARI ADASI’NDAN ANILAR

Metin Denizmen | 05 Şubat 2020 | KöşeYazar A- A+

GÖZYAŞLARI ADASI’NDAN ANILAR

 

Belarus’a ( Beyaz Rusya ) düşmüştü yolum, başkent Minsk’te çok farklı deneyimlerim oldu. Eski A.B.D dışişleri bakanı Condolezza Rice’in, “ Avrupa’da son tiran “ olarak nitelediği, nostaljik komünist Lukoşenko’nun diktatörlüğü altında yönetilen ülkeyi merak ediyordum. Güzel kadınlarını, Türklerin pek rağbet ettiği kumarhanelerini, neredeyse kişi başına bir sivil polisin düştüğünü, daha pek çok çarpıcı anlarımı belki başka bir yazımda anlatırım.

 

Benim unutamadığım ve unutamayacağım iki anımı kısaca anlatıp asıl konuya geçeyim.

 

İlki; internet üzerinden yazışıp, evinin bir odasını kiraladığım ve kapıda ilk gördüğümde, konuşmamı unutturacak olan Oksana’nın güzelliği idi.

 

Diğeri de, gecenin ilerlemiş bir saatinde çıktığım restoranın önündeki daracık yan yolu, alt geçidi kullanmadan geçtiğim için, karanlıkta elinde copla üzerime yürüyen polis. Çıktığım restorandan, alt geçidin girişini görmem mümkün değildi, henüz ilk günümdü Minsk’te. Cop yemedim ama güzel bir fırça yemiştim polisten; “ burası Minsk, burada kaldığın sürece kurallara uyacaksın. “ demişti.

 

Asıl anlatmak istediğim; 1979- 1989 yıllarında Sovyetler Birliği ile Afgan Mücahitler arasında süren savaş. Kısaca şöyle gelişmişti olaylar. 1978 yılında merkez eğilimli Afgan Hükümeti sol bir darbe ile devrildi. Darbeci askerlerin iktidarı devrettiği  Marksist-Leninist Parti, büyük çapta sosyal ve ekonomik reformlara başlayınca, mevcut feodal yapı, anti-komünist ve müslüman unsurları örgütleyerek isyan hareketi başlattı.

 

Sonunda mevcut hükümet, devrim ihraç etmek için can atan Sovyetler Birliği’ni Afganistan’a buyur etti. İki ay içinde, sayıları 115.000 olan Sovyet askerleri kırsal kesimlerde Müslüman Mücahitler ile kıyasıya bir savaşa girdi. Mücahitlerin gerilla stratejileri ile baş edemeyen Sovyetler, on yıl süren savaş boyunca, tam tamına 15000 askerini kaybetti, Mücahitler de 75000 İslamcı gerillayı. Sonunda pes eden Kızıl Ordu, Brejnev’in emri ile girdiği Afganistan’dan Gorbaçov’un  emri ile çekildi.

 

Minsk’te bir günümü, Svislach Nehri üzerinde küçücük bir adaya ayırıyorum. “Cesaret ve Hüzün Adası”   veya “ Gözyaşları Adası “ diyor Minsk’liler bu anıt adaya. Yukarıda anlattığım kirli savaşa Beyaz Rusya’dan 10000’ den fazla asker gönderilmiş. Çoğu yitip gitmiş Afganistan kırsalında.

 

Küçük bir köprüyü geçince, simsiyah bir anıtla göz göze  geliyorum. Yemyeşil çimlerle kaplı adanın ortasında, Afganistan’da, oğullarını, eşlerini kaybetmiş gözü yaşlı  kadınlar, mükemmel bir kompozisyonla işlenmiş anıtın kubbesi önünde dizilmişler. Her bir kadının gözlerinden süzülen yaş ve hüzün, en kabuk bağlamış vicdanları bile sızlatacak denli etkiliyor insanı. Kubbenin altında sürekli yanıyor kandiller, kapanmamış acılar, yaralar gibi. Yüreği dağlanmış anneler, eşler, ”Afganistan Dağlarında ne işi vardı canlarımızın“  diyerek hala feryad ediyorlar, anıtın duvarlarına yaslanıp ağlayarak, sönen kandilleri acıları gibi yeniden ateşleyerek.

 

Sabahtan beri beklediğim yağmur başlıyor. Adanın hüznü bana da sirayet ediyor.

 

Bir kez daha anlıyorum ki; dünyanın neresinde olursa olsun, her insanın kanı hep kırmızı, gözyaşları hep tuzlu…

 

3838 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 6,8675
EURO 7,8334
BIST 1,1407
ALTIN 399,16

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle