Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ................................................................................... .................................................................................

DURAK ÇOCUKLARI

3. Güngör Berk | 16 Haziran 2020 | KöşeYazar A- A+

Eski Fethiye Yazıları

GÜNGÖR BERK

DURAK ÇOCUKLARI

Zaman akıyor. Günler ve geceler ömrümüzü dolduruyor. Olaylar yaşanınca anılaşıyor. Sevgiliyle geçen gün bitince anı oluyor. Sokaklarda yalnız dolaşırken doğan rastlantılar da anı. Mutluluğumuzu ve ezikliğimizi hep kafamızda taşıyoruz. Durmadan geçen zamanda yaşadıkça boyuna çoğalan anılar.

Bazen bir çağrışım oluyor. Eski yaşantılardan biri aklımıza düşüyor. Yeniden yaşamak ister gibi. Kısacık bir anda yarım olaylar kıpırdıyor belleğimizde. Ama bütünlüğünü yitirmiş, ayrıntıları azalmış. Bir duygu var yalnız. Ya yaşantının bıraktığı ya da zamanla doğmuş. Olayı yeni baştan düşününce, anımsayınca bu duygu ile geliyor. Bunun için anlattığımız ve yazdığımız hep eksik kalıyor ya.

Ulus Durağı. Belki dokuz yaşında, kara kavruk bir kız çocuğu. Yaya kaldırımında yirmi adım yukarı, yirmi adım aşağı dolaşıyor. Ayağında sürüdüğü terlikleri eskimiş. Küçük adımlarını isteksizce atıyor. Sol elinde bir demet kağıt, omzuna yaslamış. Sağ eliyle ortasından bastırıyor. Soluk bir giysi var sırtında. En güzel entarisi olmalı. Başka günlerde ne olsa giyebilir. Ama Pazar günleri değil. Fakir evlere her Pazar bayram gibi gelir. En güzel giysi giyilir. Konukluğa gidilecekse, konuk bekleniyorsa, küçük kız Ulus Durağına gönderilecekse. Kim bilir kaç bayram önce dikildi?

Ağıt yaprağı satıyor. Altı kelimelik bir cümle söylüyor. İyi ezberlemiş. Ne başka bir kelime ekliyor ne de bir kelime çıkarıyor. Güçlü bir sesle bağırıyor, çatlak. Büyüdüğünde sesi bozuk olacak. Belki dinsel törenlere okuyucu olarak çağrılacak, çok bağırdığı için.

Saat on ikiye on var. Otobüs on dakika sonra gelecek. Kız altı saniyede cümleyi bitirdi, üç saniye ara verdi, yeniden başladı. Cümlesini dakikada altı kez söylüyor, ortalama olarak.  Hep aynı güçte bağırıyor. Yorulmuyor. Bir makine işlerliğini pek küçük yaşta kazanmış. Alıştırılmış. On beş dakika geçti. Cümleyi doksan kez yineledi. Otobüs gelmedi.

Pazar günlerinde on iki otobüsü yok Altmışevler’e. Geçmiş olmasın? Geçmedi. Bir bilgi daha öğrendik. Pazar günleri on iki otobüsünü boşuna beklememeli. İçine girmediğimiz olaylar ve yaşantımıza karışmayan eşyalar için bilgimiz olsa bile önemsiz. Bir zaman geçiyor, unutuyoruz. Bu Pazar otobüsü unutulmaz. Yaşamda yerini aldı.

Kızcağız yirmi dakikada dört ağıt yaprağı sattı. İlki askerdi.  Arkadaşlarıyla geçiyordu, — Bizimle ilgili, dedi. Yirmi beş kuruş verdi. İkincisi orta yaşta bir adamdı. Bir taşralı olmalı. Ayakkabılarını yeni boyatmış, pırıl pırıldı. Giysisi eski. Başında giysisine uymayan şapka vardı.. Kağıdı alınca bir zaman durup okudu. Kız bağırmaya devam etti.  Almayacağını mı düşündü bir ara? Ama aldı. Parasını verdi. Okuya okuya yürüdü. Üçüncü adam da taşralı olmalıydı. Bir eliyle küçük çantasını tutuyordu. Saçları parlaktı. Yakın bir kentten iş için gelmişti. Dördüncüsü Pazar gezmesine Ulus’tan başlamış bir Ankaralıydı. Yirmi dakikada yüz kuruşluk satıştı. Belki de çocuğun bir saatlik emeğinin karşılığıydı.

Yoruldu mu? Kaldırımın kenarına çömelmiş. Entarisini iki eliyle dizlerinden aşağıya çekerek geriyor. Çenesi dizlerinde. Ağıt kağıtları şimdi önünde serili. Yanına iki çocuk geldi. Biri altı yaşındaysa öteki beş olmalı. Kardeşleri mi? Kızın arkasına dolandılar. İncecik sesleriyle kızın sözünü yinelediler. Ablaya yardıma gelmişlerdi. Şimdi üç çocuk Pazarlarını satıyorlardı.

Dolmuşa binmeli. Örneğin buna. Dolmuşta gider ve kız çocuğunu durakta bırakırken başka bir çocuğu anımsıyor. Cuma günü müydü? Ulus’tan binmişti otobüse. Geceydi. Bir çocuğun boş olan yanına oturmuştu. Kucağında bir tomar akşam gazetesi vardı. Gazeteler karton bir kapak içindeydi. Konuşma gereğini duymuştu. —  Ben mi? Gülseren’de oturuyoruz. Okumasını biliyorum. Devrim İlkokulu’na gidiyorum. Üçe geçtim bu sene.  —  Gülseren’de oturuyoruz. Babam hasta. Kendisi at arabası kullanıyor. Sokağa çıkmıyor şimdi. – Bu gün sekiz yüz yirmi beş kuruşluk sattım. Bunlar satılmadı. Yarın matbaaya geri vereceğim. Bir gazeteden bana on beş kuruş kalıyor. İyi ya. Evde kumbaram var. Biriktiriyorum. Kimse açmıyor. – Bu gün çok satıldı. Dün satamadım. Hiç belli olmuyor. Okul kapandıktan sonra başladım. Sabahleyin de akşamleyin de satıyorum. Ulus’ta. Durakların yanında. Başkaları da var ama herkesin yeri ayrı. – İki kardeşim bir ablam var. Ablam evli. Kardeşlerim küçük. Okula gitmiyorlar. Gelecek sene biri gidecek.

Otobüs durağa gelince çocuk, — İyi geceler, demiş inmişti.

Otobüs duraklarında kağıt yaprağı ve akşam gazetesi satan çocuklar çocukluklarını yaşamadan büyüyorlar.

 

 

 

434 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
BIST 1,1787
ALTIN 477,20

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle