Hoşgeldiniz  
...............................................................................................

DOĞA DERSLERİ

Erkan Ilik | 29 Aralık 2019 | KöşeYazar, Kültür A- A+

DOĞA DERSLERİ

Pek çoğumuz gibi ben de belgesel izlemeyi bir seçenek olarak görür, zaman zaman o yola başvurduğum olur. Başat konulara ilişkin yeterince bilgi edinmemiz kısıtlanınca ya da bize sunulanları artık kanıksayınca ister istemez bizim de tavrımız değişiyor; öylelikle güncelin dışına kendimizi atma gereksinimiyle başbaşa kalıyoruz.

O belgesel boyutta ise artık çok daha zengin bir seçeneğimiz de var. Televizyon kanallarının bizlere sunduklarının dışında, sınırsız inernet ortamında seçim yapmakta zorlanacağınız bir çeşitlik söz konusu.

Öylesi bir çeşit zenginliğinden duyularımı, hislerimi ayağa kaldırıp beni şaşkınlığa uğratmış olanları da çıkabiliyor.

Şöyleki, bilirsiniz; belgesel dendiğinde çoğumuz ilk ağızdan yaban yaşamının kastedildiğine sözü getirecektir. Evet, yaban yaşamı belgeselleri bizim başatlarımızdandırlar. Onları izlerken, iyi ki de kendi gelenek göreneklerimiz yaşatılıyor, diye düşündüğümüz çekim sahneleri karşımıza çıkmıyor değil…

O belgesellerde aslan sürülerinin birlikte hareket ederek dev filleri bile avladıklarını izlemişizdir. Bazı da bizon sürülerine dadanan aslanların, onların karşıt saldırlarıyla nasıl geri püskürtüldüklerini, boynuzlanarak havada taklalar attırıldıklarını da izleyenlerimiz olmuştur. Hemcisnlerini aslanların pençesinden, boğazları kenetleyen güçlü çenelerinden kurtardıklarını da hayretler içinde görmüşsünüzdür.

Ben, internet ortamının You Tube görüntü ve ses sağlayıcı kanalında daha ilginçlerine de denk gelip izledim. İlkinden biri şöyleydi; yaşlı bir erkek aslan kendi alanlarının az bir dışına, bir dere yatağını aşarak dolaşmaya çıkmıştı. Oraların sahipleri konumunda olan sırtlanlar hemen bu şaşkın erkek aslanın çevresinde kuşatma hareketine giriştiler. Giderek de o kuşatmayı daraltarak onun orasından burasından saldırarak niyetlerini açıkça ortaya koydular. Aslan kendini savunamayacak konuma düştüğü, umutsuzluğa kapıldığı bir sırada, onu karşıdan gözlemlenleyen bir hemcinsi erkek aslan yardımına koştu; sırtlan sürüsünü birlikte dağıtıverdiler. Sonra da o mıntıkadan çıktılar. İki aslan birlikte sarmaş dolaş sevinç yumağı oluşturdular.

Bir de kötü örneğim var: Dev yapılı, iyi besili bizon sürüsü peşine yine o çeneleri çok güçlü sırtlan sürüsü takıldılar. Onları adım adım izlediler. Güçlü bizonlar aralarında bulunan çelimsiz birisini ittiler kaktılar; akıllarınca peşlerindeki sırtlan sürüsüne onu kurban seçtiklerini belli ettiler. İşin içinde öyle bir algı oluştu. O çelimsiz hayvan da sürünün ardında yem olmak istemeyerek süre öne atılmayı yeğledi. İşte o sıra o güçlü, iyi semirmiş besili olan yakınındaki biri onu boynuzlayarak havalara savurdu; tersyüz etti; hem de birkaç kez. Zavallı hayvan başına gelecekleri sezmiş olacak ki, yaşama istencini güçlü bir biçimde ortaya koydu.

Sırtlanlar, zaten zayıf, çelimsiz olanın peşindeydirler. Onu arkasından yakaladılar. Hayvan direnip kurtulmayı denese, ayakta kalabilmeyi sürdürse de sırtlanlanlar kurtulmasına fırsat vermediler. Onu önce arkasından hızlı hızlı ısırıklarla güçten düşürdüler. Parça parça ederek yemeğe onu koyuldular. Çekim yapan ekip size bu sonucu izlettiriyor. Size de ancak, vay be, demek düşüyor.

İzlediğim bir başka belgesel de kutup bölgesindeydi. Ortada bir ördek sürüsü vardı. Karlarla örtülü bir çevrede göl içindeydiler. Esen soğuk bir rüzgârla saat saat ortalık ayaza buza kesmekteydi. Gölün suyunu sürekli hareketli kılan ördek sürüsü ise donmanın önünü almaya çalışmaktaydı. Tek beslenebildikleri o alanı terk edemedikleri çok açıktı. Gölün suyu da giderek daha belirgin olarak donmaktaydı. O ördek sürüsünün çırpınma çabaları da artık fayda etmedi; hiçbiri sağ kalamadı; yürek burkan gösterim de orada bitti.

Gelelim kendi toplum yaşamımıza. Temel geçim sorunlarımızdan olan işten çıkartmalar yukarıdaki örneklerimizden sizce hangisine benziyor? Ya da adam kayırmalar, fırsat eşitsizliği sizce neye işaret eder? Geçelim bunları mı diyeceğiz? Yoksa aslında acı bir reçete olan fakat kesin sonucu deneyimlenmiş o toplumcu gidişatı(!) benimsemeye mi yöneleceğiz. O daha bir insanca olan yaşama yolu yöntemi, bundan böyle acaba ne denli yandaş bulur?

Bizim, doğadan çıkartacağımız derslerin ardı arkasının olduğunu sanmıyorum. Bakındıkça, izledikçe bayağı bir bilgi birikimiz eskiye oranla arttıkça artar gider. Yine de zaman zaman kendimizi bir ikilem karşısında buluruz. Sonuç olarak, doğanın yasasına uyarak, kendimizi o akışa mı bırakmalıyız yolsa ortaya koya geldiğimiz kendi insancıl düzenimize mi uyalım, diye bir seçime zorlanmadan ömrü geçirip gitmek yok…

İyi haftalar…

 

 

743 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 6,8680
EURO 7,8312
BIST 1,1402
ALTIN 398,89

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle