Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ................................................................................... .................................................................................

BÜROKRATİK OLİGARŞİ

6. Mehmet Uçar | 20 Mart 2016 | KöşeYazar A- A+


BÜROKRATİK OLİGARŞİ

Eğer bürokrasi engel olmasaydı, hiç devletle işim olmadı. Ben tek başıma bu bölgede bir tane işsiz bırakmazdım, bunu biliyor musunuz? Bırakın Fethiye’yi, bu civarda işsiz kalmazdı. Bürokrasi insanın enerjisini alıyor. Bu bölge seracılık yapıyor. Neden bir sera fabrikası yok.  Hepsi için girişimde bulundum ama şu Muğla, şu Ankara yüzünden olmadı. Sahilde evimin olduğu yere otel yapmak için 7 yıl Ankara’ya gittim geldim. İmarlı tapulu yerim için yaptırmadılar.”

            Bu tespitler ve bir o kadar da sitem içeren cümleler aynı zamanda işadamı ve işveren olan; ayrıca üç dönem ilimizi TBMM’de temsil eden halihazırda iktidar partisi milletvekili Sayın Hasan ÖZYER‘e ait. Ne acı ve o denli de ironik değil mi, bir insan hem de tek başına sadece bir ilçenin değil, o ilçenin civarındaki yerleşim yerlerinde yaşayan insanların da işsizliğine çözüm üretebilecekken bürokrasinin önüne koyduğu bariyerleri aşamadığı için tıkanıyor ve bu derdini muhtarlarla yaptığı bir sohbet toplantısında kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı hissediyor. Yukarıdaki açıklamaları okuyunca insan inanın şöyle düşünmeden edemiyor: Bu imkanlarıyla ve konumuyla bürokratik oligarşiyi Sayın ÖZYER de aşamıyorsa ya biz nasıl aşabiliriz?

Malum, bizde devlet demek biraz da ‘bürokrasi hazretleri’ demektir. Yani bugün halledilebilecek bir işin çeşitli bürokratik işlemlerle uzatılması ve ertesi güne kalması. Kim bilir belki de o yüzdendir sıradan vatandaşlarımızın en küçük sorunlarında bile devlet dairelerinden geri durması. Bizde, mutlaka istisnaları olmakla birlikte kitleleri peşinden sürüklemek için atılan insan merkezli sloganların aksine daha çok devleti ve dolayısıyla gücü ele geçirme merkezli yapılan siyasetin hemen her dönemde ilk işi bürokrasiyi kontrolü altına almak olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana iktidarı elinde tutan partiler, maalesef kolaycı bir şekilde bu güçlerini bürokrasi üzerinden görünür kılmayı yeğlemişlerdir. Zira bürokratik düzen halka, buna seçmene de diyebiliriz, dokunulabilecek kadar yakın ve görünür bir konumdadır.

Sebepleri araştırıldığında farklı anlayıştaki siyasi partiler tarafından kazanılan seçimler sonrasında siyaset kurumunun iktidara gelir gelmez tecrübe kazanmış ve milli servet olarak değerlendirilmesi gereken insan kaynağına yönelik kıyımlarla bazen de yeni makam ve mevkiiler ihdas ederek kendi yandaşlarını oralara getirmek suretiyle doğrudan yöneldiği bu tercih önceliğinin, ülkemizde belirli aralıklarla yaşanan askeri darbeler nedeniyle zorunluluk olduğu söylenebileceği gibi açık ya da örtülü askeri müdahalelerin iktidarlarca bürokrasiyi kontrol amaçlı girişimlerde bizatihi gerekçe olarak kullanıldığını iddia etmek de yanıltıcı olmaz. Burada askeri darbe ya da vesayet dönemlerinin bürokrasi anlayışı ile sivil iktidarların bürokratik yapılanmalarının arasında bir kıyaslama yerine her iki dönemin hiç değişmeyen, görece ortak anlayışlarına vurgu yapmak daha yerinde olacaktır. Her ikisinin de gözbebeği bürokratlar, verilen emri sorgulamadan yapan ve milim inisiyatif kullan(a)mayan bürokratlardır. Oysa insan düşünen bir varlıktır ve askeri bürokrasideki bu yaklaşım bir yere kadar anlaşılabilir iken sivil bürokrasinin zaman zaman askeri bürokrasinin ötesinde bir noktada konumlanması izahı gerçekten zor bir durumdur.

Kamu yönetimi biliminde bürokrasiye ilişkin temel teorilere baktığımızda en muteber bürokrasinin kariyer ve liyakate dayanan ve kendisini  en az  hissettiren bir yapılanma olduğunu görürüz. Tercih edilen bürokratlar değişse bile hangi siyasi parti iktidar olursa olsun hep aynı özellikleri gösterebilen yapıda olması bakımından galiba bizim bürokratik anlayışımız bu haliyle nevi şahsına münhasır bir görüntü arz ediyor. Yazımızın girişindeki ifadelerin bir iktidar partisi milletvekiline ait olduğunu hatırdan çıkarmadan meseleye baktığımızda bu yakıcı konunun hallinin her geçen gün daha bir aciliyet gerektirdiği de ortada. Bütün bu aciliyete rağmen sadece son birkaç yılda bürokraside yaşananlar dahi ümitli olmamızı ziyadesiyle engeller vaziyette. Düşünebiliyor musunuz, bürokraside hemen tek yükselme ölçüsü ahbap-çavuş ilişkisine dayanıyorsa, siyasi yakınlık kariyer ve liyakatin de önünde bir belirleyici ise, başarı kriterinden ziyade verilen emirleri sorgusuz sualsiz uygulayacak yetenektekiler(!)Hint kumaşı olarak uzak iklimlerden transfer ediliyorsa, benimsenen uygulamalarla kurumların hafızası, kültürü ve dolayısıyla da iş/iç barışı derinden sarsılıyorsa bu hadise, devlet aygıtının temeline dinamit konulmakta olduğunu göstermeye yetmez mi?

Hülasa, cumhuriyetin 100. yılında katılımcı ve çoğulcu bir demokrasi paradigmasıyla ülkemizi daha müreffeh bir düzeye çıkarmayı arzuluyorsak bizler eğitimden adalete, maliyeden güvenliğe her kurumda liyakat ve kariyeri önceleyen bir bürokratik yapılanmayı derhal hayata geçirmek zorundayız. Diğer türlüsü ise tilki/şark kurnazlığı manevralarıyla koltuğunu korumak adına siyasi iktidarlara öykünen ve sorun çözme becerisi olmadığı için de başta eğitim, adalet, güvenlik, yatırımlar ve işsizlik gibi ülkenin ana problemlerinin katmerleşmesine yol açan bir dar oligarşi güruhuna esir hale gelmek olacaktır. Herhalde bütün iktidarları çürüten ve zamanla alaşağı edenin kendisini eleştiren değil teslim alan bir bürokrasi olduğunu bir kez daha tecrübe edeceğiz. Ne hacet, durumun vahametini kavramak için yeni bir KOÇİ BEY risalesi mi bekliyoruz?

mehmetucar

2017 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
BIST 1,1787
ALTIN 477,20

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle