Hoşgeldiniz  

BU DÜNYA’YI NASIL GÖRMELİYİZ?

4. M. Said Çelik | 12 Eylül 2017 | KöşeYazar

BU DÜNYA’YI NASIL GÖRMELİYİZ?

İnsan dünyada çalışmalı muvaffakiyetin şartlarını yerine getirmeli, fakat asla ona kalbini bağlamamalıdır. Bu da ona yaptığı her işte Allah’ın rızasını aramayı zorunlu kılar. Allah’ın şuurlu varlık insana gönderdiği ve onunla kendini tanıttığı iki türlü kitabı vardır. Bunlar, kâinat kitabı ve başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere peygamberlere verilen semavi kitaplardır.

Kâinat kitabı, her haliyle Cenab-ı Hakk’ı anlatırken Allah (c.c), kullarına olan merhametinin gereği onların ellerine de birer kitap vermek suretiyle insanların farklı yollara sapmalarını en asgariye indirmek istemiş ve bu kitabı, şerh ve izah sadedinde kelamını kelimelere dökerek perçinlemiştir.

Kâinat kitabının bir parçası olması itibariyle dünya, insanın üzerinde yaşadığı anlamlı ve İlahi sanatlarla süslü bir eserdir. Allah’ın isimlerinde İlahi sırrın meydana çıktığı bu eseri, kullarının istifadesi için yaratmış ve onu, bu eserde tasarrufa yetkili halife olarak yaratmıştır. İnsanı yaratıp hilafet vazifesiyle dünyaya gönderen Allah’ın, onu dünya ile bu denli irtibatlı görmesi yanında mü’minin, dünyadan elini eteğini çekip bir kenarda oturması elbette düşünülemez. Bilakis o, dünya adına önüne serilen her türlü imkânı, meşru dairede olmak kaydıyla değerlendirecek ve dünyayı imar etme yollarını arayacaktır. Fezanın derinliklerine dalacak, semanın anlattıklarıyla Allah’ın azametini görüp acziyetini idrakle kul- Rabb dengesini bulma imkânına kavuşacak; denizin derinliklerinde seyahat edecek ve enginliğiyle birlikte koskoca bir âlemin, insan olarak bize fısıldadıklarına şahit olarak iç ve dış tefekkürüne ayrı derinlikler kazandıracaktır.

Dünya icraat ve tohum atma yeridir. Mü’min, ahireti burada kazanır ve kulluk adına yapılması gereken her şeyin yeri dünya hayatıdır. Hayat ölümle noktalandıktan sonra, kulluk adına yapılacak hiçbir şey kalmamış demektir. Aynı zaman da dünya, bin bir tecellisiyle nazarlarımıza arz edilen Esma-i İlahinin, çok yönlü temaşa yeridir. Biz, onların fısıldadıklarıyla O’nu daha bir derin duyuyor ve mananın atmosferine girebilmenin huzurunu iliklerimize kadar hissetmeye çalışıyoruz.

Mü’min, her şeye olması gerektiği kadar kıymet ve değer verip, Rabb’in ve o noktadaki değerlendirmesi nispetinde hareket tarzını ayarlaması, ona ayrı bir değer kazandırmaktadır. Bu noktada mü’minin dikkat etmesi gereken husus da, dünya ile ahiret dengesini koruyabilmek ve dünyaya dünya, ahirete de ahiret kadar ehemmiyet verme hassasiyetini göstermektir. Bu dengeyi anlatan Kur’an-ı Kerim, “Allah’ın sana verdiklerinde hep ahiretin peşinde ol, ama dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas Suresi 77)

Ahiretimiz adına ciddi yatırımlar yapmalıyız. Belli şeyler elde etmede dünyanın bir vasıta ve vesileliği vardır ve mü’min, onu kullanmak suretiyle, bir taraftan dünyayı imar ederken diğer taraftan da ahireti adına ciddi yatırımlar yapmalıdır. Zira dünyanın bir hakikati vardır ve o mutlaka değerlendirilmelidir. Ancak esas hakkı verilmesi gereken ve insandan beklenen, ruh ve kalbinin hakkını vererek her ikisi arasındaki dengeyi kurabilmesidir.

Bir hadisi şerifte: “Abdullah İbn-i Ömer (r.a) anlatıyor: Resulü Ekrem bir keresinde omuzlarından tuttu ve: Sen dünyada bir garip (gurbetçi) veya bir yolcu gibi ol, kendini (her an ölüp) kabre girecek gibi düşün…” buyurdu. (Buhari- Tirmizi)

Görüldüğü gibi Peygamberimiz (s.a.v) mü’minlere dünyada Allah’ın rızasına ermeleri ve kendilerini gerçek kulluğa vermeleri için şu üç hususu tavsiye etmektedir.

*Dünya hayatını gurbet, kendini gurbetçi bil…

*Dünyayı misafirhane, kendini misafir ve yolcu say…

*Her an ölüp kabre girebileceğini düşün…

Selam ve Dua ile…

125 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
mutlaka okunmalı
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

Helvacıoğlu Fethiye * * * * * Oscar Rent A Car * * * * *
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir © 2016 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.