Hoşgeldiniz  

BODRUM ANILARI ( 1 )

Metin Denizmen | 04 Ocak 2019 | KöşeYazar

 

 

Gülriz Sururi de bırakıp gitti bu çirkef dünyayı. Dostlar sofrasında aldım haberi, yüreğim zıpkınlandı, kimseye hissettirmedim anıların girdabında dönmeye başladığım.Az da olsa, keyifli sohbetlerimizi, Engin Cezzar’a takılmalarını hatırladım. Ağır hastalığı süresince başından ayrılmamıştı Engin Cezzar’ın ve bir yıllık ayrılıktan sonra bu dünyadan göçerek çok sevdiği eşinin yanına gitti, Ömer Hayyam’ın deyişiyle aynı testide kulp olmaya.

Bohem gençliğimin izleri var mıdır hâlâ Bodrum sokaklarında bilemem. Ben, o yılların kültür sığlığından uzak, naif ve dingin türkuaz cennetinin anılarını izlerini soldurmadan canlı tutuyorum aradan geçen yarım asra rağmen.

1976 yılı, Bodrum’da hiç de düşlemediğimiz bir çabanın içinde buluyoruz kendimizi. Akıllara zarar bir tempodan sonra, o yılların en popüler restoranı olan Kortan’dan sonra en başarılı restoranın işletmecisi oluyoruz.

Arkadaşımla Yıldız Teknik Üniversitesi gece bölümünde öğrenciyiz. İkimizde, İstanbul’un önemli kamu kurumlarında görevliyiz. Nöbetleşe, bitip tükenmez gidiş gelişlerle, Bodrum Belediyesi’nden kiraladığımız, Raşit’in Kahvesi’nin yanındaki bomboş bir alan can bulmaya başlıyor. Tüm masalar sandalyeler, aksesuarların çizimleri tarafımızdan yapılıyor, İzmir’de ustalara teslim ediliyor. Mutfak gereçleri, tezgâhlar, kazanlar teker teker yerlerini alıyor. Sezon başladığında, kıyısına deniz soluğanlarının çarptığı, masalara dizilmiş kadehlerde gün batımı kızıllığının yansıdığı, tefrişatı ile özgün bir restoran çıkıyor.

Neyzen Tevfik’in evinin bulunduğu mandalina bahçesinin bir köşesinde kurduğum çadırda kalıyorum akşamları. Neredeyse sabaha karşı, günün cirosunu, yumruklarımla sıkıştırdığım torbaya doldurup çakır keyif çadırıma geliyor, güneş çadırı kavurmaya başlamadan, CJ5 jipleTürkbükü köyüne müşterilerin beğenilerine göre lahos, orfoz ve özellikle şiş yapmak için trança almaya gidiyorum. Türkbükü Bodrum arasında henüz yol yok, zaman zaman denizin içine giriyor aracın lastikleri.

Günbatımı saatlerinde mobiletimle dört dönüyorum Bodrum’un tepelerinde. Antik Tiyatronun ot bürümüş basamaklarından, Mousol sütunlarının arasından veya Bardakçı sahillerinden henüz bâkir, kirlenmemiş, betonlaşmamış Bodrum’u fotoğraflıyorum. Bardakçı Koyu, o tarihlerde bomboş, tertemiz. Sami, kısıtlı imkanları ile akvaryum gibi denizin önünde kurduğu salaş kamp yeri ile kaçamak yapan aşıklara kucak açıyor.

Bodrum’da içme suyu şebekesi yok o tarihlerde. Piyade teknesine dizdiği tenekelerle Bardakçı Koyu’ndan Bodrum’un hatırlı tesislerine ve zengin evlerine su taşıyor Mehmet Kaptan. Yardımcısı, engelli adaşım Metin her görüşümde gömleği tenine yapışmış, kan ter içinde omuzladığı su tenekelerini indiriyor ahşap iskeleye.

Halikarnas Balıkçısı’nın beyni ve donanımı ile çehre değiştiren Bodrum, Şadan Gökovalı, Mina Urgan, Azra Erhat ve İlhan Berk gibi yazar ve şairlerin, Zeki Müren başta olmak üzere Fikret Hakan, Engin Cezzar, Gülriz Sururi gibi sanatçıların ilham kaynağı idi o tarihlerde.

Hasırdan çardakların altında öğle rüzgârlarında çay içmek için Bardakçı Koyunun sakinliğine sığınırdık. Zeki Müren, uzak bir masada tek başına oturur denize dalar giderdi gözleri. Yardımcısı, az ileride onu gözler, kalkmak istediği zaman yerinden fırlayarak Zeki Müren’in koluna girer, zorlukla taşıdığı bedenini taşımasına yardımcı olurdu.

Barlar Sokağı şirretleşmemişti henüz. Engin Cezzar çıta gibi delikanlı, Gülriz Sururi üflesen uçacak bir serçeydi sanki.

Restoranımız ile Raşit’in Kahvesinin arasındaki duvarda bir küçük delik açmıştık. Çay kahve ihtiyacını kestirme yoldan alıyorduk. Raşit’in Kahvesi, akşamüzeri ünlülerin ziyaret edip gün batımını izlediği mekândı. Nefis balık kokularına dayanamaz, akşam yemeği için yer ayırtırlar, bu sayede sanat felsefe sohbetlerine dâhil olurdum. Sorduğum sorulardan şaşkın olur, “ sen nasıl mühendis adayısın, nasıl meyhanecisin ? “ derlerdi.

İlhan Berk, her sabah hızlı adımlarla restoranımıza gelir, başını eğerek selâm verirdi. Üçbeş kelimeden fazla konuşturmam mümkün olmamıştı. Her seferinde birduble sek votka bardağını uzatırdım, bir dikişte bitirir, topukları üzerinde dönerek yine hızlı adımlarla uzaklaşırdı.

Bir gün, “ Üstadım, oturup iki lâf edelim “ diyecek olmuştum, gözlerini benden kaçırarak, “ hiç çocukluğum olmadı benim, konuşmayı öğrenemedim “ dedikten sonra omuzuma vurarak gitmişti. Hesap ödemeye geldiği günler, Ziraat Bankasından emekli maaşını aldığının işaretiydi. Veresiye defterini açar, bolca bahşişle parayı sıkıştırır, borcunun üzerine bir çarpı atar giderdi.

Gülriz Sururi’nin ölümü, bir kez daha Bodrum anılarımı ayağa kaldırdı. Dilerseniz birkaç yazı daha yazabilirim o tertemiz, aydın ve henüz paranın, sığlığın ayak basmamış olduğu Bodrum günlerine ve gecelerine dair.

Köşe Yazarı: Metin Denizmen

 

metin denizmen

106 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
mutlaka okunmalı
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

Helvacıoğlu FethiyeOscar Rent A Car * * * * *

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir © 2016 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle